Monday, March 12, 2007

Sağlıklı bir ilişki için 5 püf noktası

Herkes yaşamı boyunca sürdürebileceği ve gerçek mutluluğu yakalayabileceği sağlıklı bir ilişkiyi arar... İşte sağlıklı bir ilişkiye sahip olmanın 5 püf noktası...

1. Sadık olun. Sağlıklı ve mutluluk verici bir ilişkinin temeli bağlılığa dayanır.

Yakınlaşmaktan korktuğunuz için sevdiğinizden uzaklaşmak isteseniz de, sadakat sayesinde ona bağlı kalırsınız.

Sadakat, sorumluluk almak, korkuları kontrol etmek ve duygusal olarak hazır olmak demektir.

Eğer iki taraf da gereken sadakati gösterirse, sağlıklı bir ilişki için ilk adım atılmış olacaktır.

2. Kişisel sorumluluklar alın: İnsan, olgunlaştıkça kendi sorumluluklarını öğrenir ve bu sorumluluklar çerçevesinde hareket eder.

Ancak bazı sorumluluklar vardır ki, bunlar başkasına karşıdır. Partnerinizi olduğu gibi kabul edin.

Bu ilişkinin sadece sizin değil, ikinizin duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için olduğunu unutmayın.

3. Kendinize iyi bakın. Hiç kimsenin sizin mutluluğunuzu ‘sağlamasını’ beklemeyin.

Eğer kendinize iyi bakar, ihtiyaçlarını karşılarsanız, ilişkinizin daha dengeli olmasını sağlarsınız.

Partneriniz için her şeyi siz yapmayın. Unutmayın ki, onun ‘kendisine’ iyi bakmayı öğrenmesi gerekiyor

4. Dürüst olun. Kafanızı karıştıran, sizi üzen konuları, ihtiyaçlarınızı, isteklerinizi, duygularınızı ve sınırlarınızı dürüstçe ve açık olarak ifade edin.

Doğruları söyleyip söylememe çelişkisine düşmeyin. Doğruları, ilişkinizi zedelemeyecek biçimde söylemeye dikkat ederseniz, mutlu olursunuz.

5. Kendinize düşen görevi yapın. Sağlıklı ve mutluluk verici bir ilişki çaba gerektirir.

Elinizden geldiği kadar ‘canlı’ yaşamaya çalışın, duygusal sorunlarınıza çözüm arayın, herşeyi yönetmeye çalışmayın, geçmişinizdeki sorunlarla yüzleşin ve korkularınızı yenin.

Böylece ‘sağlıklı bir ilişki’ için kapasitenizi arttırmış olacaksınız!

Çiftlerin mutluluk reçetesi

Erkeklerin kadınları, kadınların erkekleri mutlu etme sırları...

Son günlerde internette ilginç bir yazı dolaşmaya başladı.
Kadınların erkekleri, erkeklerin kadınları nasıl mutlu edecekleriyle ilgili ipuçlarının yer aldığı bu yazı bizim ilgimizi çekti.
Sizin de ilginizi çekeceğini umarak yayınlıyoruz.
Yazılanları kabul edip, etmemek size kalmış...

ERKEKLERİN KADINLARI MUTLU ETME SIRLARI
1. Saçlarını okşa
2. Yücelt
3. Şımart
4. Gözlerinin içine bak,
5. Geleceğe ait planlar yap,
6. Dil dök
7. Yalvar
8. Destek ol
9. Yemeğe götür
10. Akmerkez’e götür
11. Tekneye bindir
12. Güldür
13. Zeka oyunları yap
14. Müzik dinlet
15. Teşvik et
16. Teskin et
17. Affet
18. Hayran kal
19. Banyosunu hazırla
20. Güven ver
21. Kapıyı tut
22. Asansörde kat düğmesine bas
23. Arabasının kapısını aç
24. Isıt
25. Sarıl
26. Öp
27. Ona hasta ol
28. Kulağına fısılda
29. Ayaklarına masaj yap
30. Televizyonun kumandasını ona ver
31. Konsere götür
32. Onu her yerde ve her zaman bekle
33. Tanrıçan yap
34. Onunla birlikte rejim yap
35. Onunla birlikte spor yap
36. O uyumadan uyuma
37. O uyanmadan uyanma
38. Ne istediğini önceden anla
39. Günde yedi kez özür dile
40. Sürekli onu dinle
41. Arkadaşlarına katlan
42. Yorganı çekince ses etme
43. Yorganı titretme
44. Spor araba al
45. Saat al
46. Yüzük al
47. Küpe al
48. Maçın sesini kıs
49. Traş ol
50. Saç şeklini değiştir
51. Kareli gömlek giy
52. Serbest piyasa kurallarını unut
53. Köpeği gezdir
54. Yemin et
55. Dayan
56. Katlan

KADINLARIN ERKEKLERI MUTLU ETME SIRRI
1. Soyun

Evlilikte kritik süre, 2 yıl

Evlilik terapistlerinin çoğu uzun evliliğin sırrının kısa süreli ayrılıklar olduğunu savunuyor.

Günümüzde beraberliklerin kısa sürede tükenmesi, “evlilik kurtarıcı kılavuz” kitaplara ilgiyi artırıyor. Evlilikte kritik sürecin 7 yıldan 2 yıla indiğini belirten uzmanlar, ‘uzun süreli, mutlu evlilik’ için ilk günlerdeki heyacanın ve tutkunun sürmesinin önemine dikkat çekiyorlar.

“İyi günde kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta...” yemini, ‘bir yastıkta kocayın” temennileri ile başlayan evliliklerin ömrü günümüzde pek uzun olmayabiliyor.

Kimi zaman, en sağlam görünen birliktelikler bile çatırdıyor... “Karakter uyuşmazlığı”, “Yoğun işlerden dolayı birbirine vakit ayıramama”, “İş hayatındaki stresin eve taşınması” gibi nedenlerle boşanmalar artarken; piyasaya yeni yeni ‘evlilik kurtarıcı kılavuz” kitaplar çıkıyor.

“hastarehberi.com” adlı site, uzun süreli, mutlu evlilikler için öneriler sıralıyor...

2. YIL KRİZİ
Amerikalı psikologlar evlilikte artık ilk 7 değil ilk 2 yılın tehlikeli olduğuna dikkat çekiyor.

Teksas Austin Üniversitesi araştırmacılarının yaptığı bir araştırma, evliliğin ilk 2 yılında romantizmden, uyum ve sevgiden ödün vermeyen çiftlerin bir ömür boyu birlikte olma ihtimallerinin çok daha yüksek olduğunu gösteriyor.

1981 yılında evlenen 156 çifti inceleyen bu kişilerin eşlerine karşı hissettiklerini, tavırlarını mercek altına alan araştırma ekibi, “Çiftin boşanıp boşanmayacağı, ilk 24 ayda belli oluyor” diyor.

KISA AYRILIKLAR
Evlilik terapistlerinin çoğu ‘uzun evliliğin sırrı kısa süreli ayrılıklardır” prensibinde birleşiyor.

Uzmanlar her 2-3 yılda bir çiflere 1 ila 5 ay arası değişen sürelerle ayrı kalmalarını öneriyor ve ‘tedavi amaçlı ayrılıkların” mucizeler yarattığını söylüyor.
Uzmanlar, birlikteliğin ilk günlerindeki heyecanı, tutkuyu yakalamak için şu önerilerde bulunuyor:


Sizin için yaptıklarını bir hatırlayın:
Eşinize nasıl davranıyorsunuz? Ona, herhangi bir tanıdığa gösterdiğiniz ilgi ve sevecenliği gösteriyor musunuz?

Eğer takdir ve teşekkürün yerini ilgisizlik ve talepler aldıysa, tehlikeli bir noktadasınız demektir.

Eşinizin, sizin için yaptığı şeyleri yapmaya mecbur olmadığını unutmayın. Eşinizin sizin için her gün yaptığı şeylerin bir listesini çıkarın ve sonra kendi kendinize, bunların kaçı için ona teşekkür ettiğinizi bir sorun.

Basit bir teşekkürün birçok şeyi değiştirebileceğini unutmayın.


Falcılık yapmayın:
Eşinizin düşündüğü ve duyduğu şeyleri tahmin etmekten vazgeçin. Çünkü hata yapabilirsiniz ve gereksiz yere kavgaya yol açmış olursunuz.

Kaç kere karşımızdakinin hareketlerinden yanlış sonuçlar çıkardığımızı, gerçeği tesadüfen veya çok zaman sonra anladığınızı bir düşünün.


Suçlamayın:
“Senin suçun” demek ne kadar da kolay! Yolunda gitmeyen bir olayda kendi suçunu aramaktan çok daha kolay kuşkusuz.

Suçlamak sorunları çözmez, çözmediği gibi birbiri ardına yeni suçlamalar getirir.

Suçlamalar gerçeği görmeyi engeller ve istemeden de olsa incitici hakaretler doğurabilir.


KADIN BOYUN EĞMELİ Mİ?
Laura Doyle”un mutlu evlilik reçetesinde “kadının eşine boyun eğmesi” önerisi bulunuyor.

surrenderedwife.com internet sitesinde mutlu evlilik reçetesini açıklayan Doyle kadınlara şu öneride bulunuyor:

“Çalışma hayatında dilediğiniz gibi patronluk taslayabilirsiniz. Ama evin kapısından içeri girdiğinizde erkeksi tavırlardan vazgeçin!”


Doyle”a göre kadın olmak şunları gerektiriyor:

“konuşmadan önce iki kere düşünmek,

erkeği şoförlüğü, giyimi, yemek tarzı ve zevki konusunda eleştirmemek,

onu olduğu gibi kabul etmek.

Otoyolda yanlış yola saptığı, veya palyaço gibi giyindiği zaman bile...”


Mutsuz çiftlere telefonda danışmanlık hizmeti veren, ABD’nin dört bir yanında seminerler düzenleyen Doyle”un bu önerilerini, doğal olarak kadınlar öfkeyle karşılıyor.

Kadın-erkek ilişkisinde uzman Andrew Christensen ve meslektaşı John Gottman, Doyle”u ilişki konusunda geri kafalıkla suçluyor.

Unutmamanız gereken 10 evlilik fantazisi

Fantazi 1: Birbirinizin ilgilendiği şeyleri paylaşacaksınız.
Gerçek : Altı futbol maçından sonra ofsaytın ne olduğunu ve aslında bunu hiçbir zaman bilmek istemeyeceğinizi anlayacaksınız. Aynı şekilde birlikte alışverişe gittiğinizde o da söylenip duracak.

Fantazi 2 : Hayatınız boyunca yemeğe çıktığınızda masanın altında birbirinizin ayaklarını okşayacaksınız.
Gerçek : Zaman zaman garsonun gelmesini beklerken el ele tutuşacaksınız.

Fantazi 3 : Ne olursa olsun bir anlaşmaya varacaksınız.
Gerçek : Bazı şeyleri olduğu gibi kabul etmelisiniz. Mesela asla anneniz hakkında iyi şeyler düşünmeyecek. Siz de onun ki hakkında.

Fantazi 4 : Herhangi biriniz iş için uzakta olduğunda birbirinizi günde 2 kere arayacaksınız.
Gerçek : Birbirinizi ne kadar arayacağınız tamamen cep telefonunuzun son faturasına ya da ne kadar kontürü kaldığına bağlı.

Fantazi 5 : Beraber yemek pişireceksiniz, İspanyolca kurslarına gideceksiniz ve dans dersleri alacaksınız.
Gerçek : Beraber kaytaracaksınız.

Fantazi 6 : Mutlaka gece 3 lere kadar sohbet ettiğiniz zamanlar olacak.
Gerçek : Mutlaka gece 3 lere kadar kavga ettiğiniz zamanlar olacak.

Fantazi 7 : Cumartesinin ıvır zıvır işlerini daima birlikte yapacaksınız.
Gerçek : "Cumartesi sabahı niye ev alışverişi yaptığımızı sorabilir miyim?"

Fantazi 8 : Daima birbirinize her şeyi anlatacaksınız.
Gerçek : Ayağınızdaki ayakkabının fiyatı gibi, kavga etmenizi önleyecek bazı şeyleri saklayacaksınız.

Fantazi 9 : Birbirinizi bir kitap gibi okuyacaksınız.
Gerçek : Bu kitap Türkçe' ye çevrilmemiş bir versiyon olacak.

Fantazi 10 : Asla birbirinize verdiğiniz değer azalmayacak.
Gerçek : "Bir şey mi dedin tatlım?"

İDEAL KARI-KOCA, İDEAL ANNE-BABA MI ?

Birbirinize hala ilk günkü kadar aşıksınız, cinsel yaşantınız inanılmayacak kadar iyi gidiyor ve bir an önce bebeğinizin olması için sabırsızlanıyorsunuz. Ancak uykularınız ve sevginiz bölünmeye başladığında, ilişkiniz bu olumsuzluklardan nasıl etkilenecek?

Bebek sahibi olmak, çiftlerin yaşayabileceği en güzel tecrübelerden biridir kuşkusuz. Ancak anne-baba olmanın sorumlulukları bebekten önceki eğlenceli, rahat ve heyecanlı yaşantıyı sık sık özlemle hatırlamanıza yol açabilir.

Bebeğin doğumuyla ortaya çıkan evlilik sorunları da tıpkı diğer sorunlar gibi son derece normaldir. Yapılan araştırmalar, çiftlerin sadece yüzde 15'inin bebekleri doğduktan sonra kendilerini birbirlerine daha yakın hissettiklerini gösteriyor.

Geri kalan yüzde 85'lik çoğunluk ise, geçici bile olsa bebeğin ilk zamanlarında karı-koca olarak yaşantılarının sekteye uğradığı fikrinde birleşiyorlar.

Yeni kurallar zorlayabilir
Çiftlerin büyük bir çoğunluğu bebekleri doğmadan önce mükemmel bir birliktelikleri olduğunu, istedikleri saatte istediklerini yapma özgürlüğü yaşadıklarını düşünürler. Gerçekten de istenerek ve planlanarak dünyaya getirilen bebekler bile psikolojik, fiziksel ve duygusal olarak anne-babalarının ilişkilerini zorlayabilirler.

Yeni anne-babanın eski yaşam tarzları ve bu tarzın getirdiği kurallar bebekle birlikte adeta yok olur. Belki de bu yüzden mükemmel bir birliktelik ve başarılı bir evlilik hayatı sürdüren çiftler anne-babalığa daha zor adapte olabilirler.

Nasıl alışacaksınız?
İyi ama bir daha dönüşü olmayan ve fazlasıyla özveri isteyen bu yeni röle nasıl alışacaksınız? Önünüzdeki dönemde hafta sonu ne yapacağınızdan çok bebeğinizin biberonlarını nasıl steril hale getireceğinizi düşünmeye başlayacaksınız.

İşin en zor kısmı anne-baba olmaya hazırlanmanın belli bir yolu olmayışıdır. Tamamen gözleri kapalı olarak üstlendiğiniz bu rolü deneme-yanılma yöntemi ile kotarmak zorundasınız.

Bu ilk dönemde anneler genellikle çevrelerinden büyük bir destek alırken, babalar kendilerini dışlanmış ve desteksiz hissedebilirler.

Yapılan araştırmalara göre kadınlar annelik rolünü, babaların babalık rolünü benimsediğinden daha kolay benimsiyorlar. Anneler genellikle bebekleri 6 aylık olup bir düzene oturduğunda sıkıntılarını atıp, kendi-lerine yine güvenmeye başlıyorlar.

Erkeklerde ise bu alışma süreci 18 aya kadar uzuyor.

Yeni babaların bir kısmı ise bebeklerini kıskandıklarını itiraf ediyorlar. Aradan birkaç yıl geçtiğinde yaptıklannın mantıksız ve şımarıkça olduğunu kabul etseler bile o dönemde anne ile bebek arasındaki yakın ilişkiyi kıskanmadan edemediklerini itiraf ediyorlar.

Bazı gerçekleri kabul edin
Yukarıda sözünü ettiğimiz olası gelişmelerden dolayı mükemmel giden evliliğinizi bir bebekle süslemeye karar verdiğinizde bazı gerçekleri kabul edip önünüzdeki yeni döneme hazırlanmanız gerektiğini unutmayın.

* Öncelikle ilişkinizin değişeceğini hem de çok değişeceğini kabullenin. Ancak bu değişim, mutlaka kötü bir değişim olmak zorunda değildir. Sadece yeni rolünüze alışmak için kendinize zaman tanıyın. Çocuklu arkadaşlarınızla sizleri bekleyen değişiklikleri görüşün.
* Ya da kendinize, gece uykunuzun, eşinizin ilgisinin bölünmesine hazır olup olmadığınızı sorun. Eşiniz yorgun, sıkıntılı veya sinirli olduğunda neler yapmanız gerektiğini önceden tasarlamaya çalışın.
* Bebeğiniz dünyaya geldikten sonra, birbirinize olan sevginizi eskisi kadar dışa vuramayıp, sık sık gösteremeyebilirsiniz. Ancak artık birbirinize duyduğunuz sevginin en büyük göstergesi karşınızda duruyor ve hayat onunla çok daha anlamlı bir hale geliyor.

Yeni bir düzen yaratmalısınız...
Aranıza bir bebeğin katılmasıyla beraber yaşamınızda değişimler olması normaldir. Ancak bu arada kendinize de zaman ayırmalı ve eşinizle birlikte olmak için fırsatlar yaratmayı ihmal etmemelisiniz,

* Hem kendinize hem de eşinizle birlikte olmak için zaman ayırmalısınız. Bebeğinizi bir yakınınıza veya bakıcısına bırakarak eğlenmeye gitmeniz suçluluk duymanıza neden olmasın.
* Bebeğinizi yaşamınızın odak noktası haline getirmeyin. Bebeğin doğumundan önceki ilişkinizi canlı tutmak ve iletişim kurmak için gerekli zamanı yaratmalısınız.
* Fikir ayrılıklarınızın olması normaldir, ancak bebeğinizin yanında tartışmamaya özen gösterin. Bebeğiniz küçük olsa da ve kelimelerin anlamlarını bilmese de sesinizin tonu onu korkutabilir.
* Bebeğinizin sorumluluklarını eşinizle paylaşın. Belki eşiniz istediklerinizi tam olarak yerine getirmeyebilir, ancak yine de bu bebeğiniz ve bir çift olarak ilişkiniz açısından oldukça önemlidir.

Kıskançlık duygunuza yenilmeyin

Uzmanlara göre kıskançlık duygusunu yenmenin püf noktaları:

Başarılı anlarınızı düşünün
Uzmanlar “Kıskançlığa kapıldığınızda, huzur içinde olduğunuz bir dönemi, severek yaptığınız bir işi anımsayın” diye öneriyorlar.

Çoğumuz için kıskançlık, nabzımızda, soluğumuzda hissettiğimiz bir duygudur. O anı yaşayanlar bilir, insan sanki kilometrelerce koşmuş gibidir. Kimisi de “derinlere” dalar. Bir başkası karşısındakini didikler. Sinir küpüne dönerler, hatta şiddete başvuranlar vardır...

Tepkiniz nasıl olursa olsun, kendinizi kontrol edebilmek için yapmanız gereken, duygularınızı tanımaktır. Diyelim ki, aşırı kıskançlık duymaya başladınız...

Bir an durup bu duygunun nereden geldiğini, daha önce aynı şeyleri ne zaman hissettiğinizi bulmaya çalışın. Hafızanızı şöyle bir yoklayın.

Çocukken, annenizin çok istediğiniz halde bir başarınızda sizi övmediğini ya da kardeşlerinizi daha çok takdir ettiğini hatırlayacaksınız.

Kendinize güvenin
Şimdi de, yetişkin bir insan olarak edinmiş olduğunuz duygusal olgunluktan yararlanarak duygularınızı makul hale getirmeyi deneyin.

Örneğin, kendinize şunu telkin edin: “Annem, güzel göründüğümü söylememiş de olsa, bunu muhakkak düşünmüştü.” Zaten asıl önemli olan, sizin şimdi güzel olduğunuza inanmanızdır. Özellikle kıskançlık-depresyon kısır döngüsüne düşmekte olduğunuzu farkettiğinizde atmanız gereken bir sonraki adım, elde ettiğiniz başarıları hatırlamaktır.

Özgüveniniz giderek azalıyorsa, huzur içinde olduğunuz bir dönemi, mutlu geçen bir tatili, severek yaptığınız bir işi anımsamanın tam zamanıdır.

Hafızanızı tazelemek için fotoğraf, defter, kitap gibi anılardan yararlanabilirsiniz.

Başarılarınızı kaydedin
Hafızayı desteklemek için, başarılarınızın belgeleriyle dolu bir defter tutabilirsiniz. Güzel anılarla dolu bir kutuyu karıştırmak, sıkıntı ve umutsuzluklarınızı dağıtmanıza yardım edecektir.

Sevdiğiniz şiirler, yakın arkadaşlarınızın fotoğrafları ya da tatillerde topladığınız deniz kabuklarıyla doldurabilirsiniz bu kutuyu. Kendi benliğinize yönelmekten, onu şımartmaktan korkmayın. Kıvanç duyduğunuz bir olayı anımsamanın tadını çıkarın.

Herkesin böyle bir anısı vardır. Birçok kişi çocuklarıyla övünür, onlar sayesinde hayatı daha hoş bulur. Bütün bunlar, kendinize biçtiğiniz değeri yükseltmenin, kötü bir döneminizde bile kendinizi iyi hissedebilmenin anahtarlarıdır.

Kıskançlık duymaya başladığınızda bunları hatırlamayı öğrenirseniz, davranış biçimlerinizi de değiştirmeniz mümkün olur. Eşinizle yolda yürürken, onun başka birine ilgi gösterdiğini görürseniz, hemen “düğmeye basıp” kendinizi çekici bulduğunuz bir anı hatırlayın ve kafanızdaki bu resmin bozulmasına izin vermeyin.

Açıkça konuşmaktan kaçmayın
Eğer eşinizin gözü sürekli karşı cinsin üzerindeyse, ona rahatsız olduğunuzu söylemek gerçekten gereklidir.

Bazı kadınlar öfklerini hiç dile getirmezler. Kocaları da onları sıkanın ne olduğunu bilemezler. Bu yapıdaki kadınlar aynanın karşısına geçip iç çekerler.

Oysa bu mutsuzluğu dışına da yansıyacaktır. Unutmayın; kendinizi nasıl görüyorsunuz, dünya da sizi öyle görmektedir.

Seviyor mu sevmiyor mu ?

Hareketler, sevginin derecesini belli ediyor...

Aşkta şüphe normaldir. İnsanın içi içini yer, ‘acaba beni seviyor mu, hâlâ bana aşık mı?’ diye... Oysa bazı davranışlar var ki, sözler ne olursa olsun, niyeti açığa çıkarıyor. kadınlar ve erkekler için farklı yöntemler aşağıda...

KADINLAR İÇİN PAPATYA FALI....

Seviyor... Sizin yaptıklarınızla ilgileniyorsa...
Eğer işinizin nasıl gittiğini merak ediyor, onunla daha az zaman geçirebilmenize neden olacaksa bile terfiyi kabul etmenizi istiyorsa, köpeğinizin nasıl olduğunu soruyor, ders programınızı ezberliyorsa...Sizi seviyor...

Sevmiyor... Planları hep belirsiz ise...
Arkadaşlarıyla beraber olmak için sizinle yaptığı planları değiştiriyor ya da iptal ediyorsa...Sizi sevmiyor...

Seviyor... En sevdiğiniz hobileri paylaşıyorsa...
Çok ilgi duymasa da, sadece sizi mutlu etmek için üç saat süren bir operaya geliyorsa, sizinle beraber olabilmek için yaptığınız aktivitelere katılıyorsa...Sizi seviyor...

Sevmiyor... Hasta olduğunuzda ortadan kayboluyorsa...
Morali bozuk olduğu için Cumartesi öğleden sonra onun köpeği veterinere siz götürüyor ve saatler harcıyorsanız, ama o sizin için aynı şeyi yapmıyorsa... Sizi sevmiyor...

Seviyor... Sizi sık sık arıyorsa...
Bazen sadece ne yaptığınızı merak ettiği için, bazen işiniz, arkadaşlarınız, yaşamlarınız ya da dünyada olan bitenlerden konuşmak için, bazense sadece sizi özlediğini söylemek için arıyorsa... Sizi seviyor...

Sevmiyor... Gelecek hakkında hiç konuşmuyorsa...
Bir sonraki buluşmanızdan sonrası hakkında hiç konuşmuyor, beraber bir gelecekten bahsettiğinizde konuyu değiştiriyorsa... Sizi sevmiyor...

Seviyor... Ailesine ve arkadaşlarına hep sizden bahsediyorsa...
Ailesine ve arkadaşlarına sizi, okulunuzu, işinizi, başarılarınızı, yeteneklerinizi ve arkadaşlığınızı anlatıyorsa... Sizi seviyor...

Sevmiyor... İlişkinizi bir sır olarak saklıyorsa...
Sizi iş arkadaşlarıyla gittiği toplantılara çağırmıyor, arkadaşlarını hiç tanımıyor, ailesinin sizin farkınızda olduğundan emin değilseniz... Sizi sevmiyor...

Seviyor... Ailenize ve arkadaşlarınıza çok iyi davranıyorsa...
Onlardan hoşlansa da hoşlanmasa da ailenize ve arkadaşlarınızla, sizi mutlu edebilmek iyi geçiniyorsa... Sizi seviyor...

Sevmiyor... Onunla neler yaşayacağınızı bilmiyorsanız...
Elinde kırmızı güllerle birden kapınızı mı çalacağını, yoksa son anda buluşmanızı iptal mi edeceğini tahmin edemiyorsanız... Sizi sevmiyor...

Seviyor... Aşkınızın hala bitmediğini gösteriyorsa...
Planları çok yoğun olmasına rağmen, ilişkiniz için her zaman zaman yaratabiliyorsa, moraliniz bozuksa kendi planlarını iptal ediyorsa, özel bir gün olmasa da size hediyeler ve kartlar veriyorsa... Sizi seviyor...

Sevmiyor... Sizin tavsiyelerinizi dikkate almıyorsa...
Onda beğenmediğiniz özellikleri söylemenize rağmen bunları hiç dikkate almıyorsa, sizin nefret ettiğiniz ancak arkadaşlarının çok beğendiği sakalını kesmiyorsa... Sizi sevmiyor...

Seviyor... Sevdiğini her zaman dile getiriyorsa...
Her yaptığı hareketle bunu göstermesine rağmen, sık sık “Seni seviyorum” sözünü de söylüyorsa... Sizi kesinlikle seviyor...


ERKEKLER İÇİN PAPATYA FALI
Seviyor... İşinizle ve hobilerinizle ilgileniyorsa...
En son model bilgisayarlarla ya da Harley-Davidson motosikletleriyle ilgilenmese de, siz onlardan bahsederken dikkatle dinliyorsa, işinizde yaşadığınız sorunlarla ilgileniyorsa... Sizi seviyor...

Sevmiyor... Siz mesaj bıraktıktan sonra geri aramıyorsa...
Çok yoğun olduğunu bahane edip, telefonlarına bıraktığınız mesajlara rağmen sizi aramıyorsa... Sizi sevmiyor...

Seviyor... Ailesine ve arkadaşlarına hep sizi anlatıyorsa...
Sizden, işinizden, düşüncelerinizden, düşüncelerinizden çok sık bahsediyorsa, ailesi ve arkadaşları hep sizi anlattığını söylüyorsa... Sizi seviyor...

Sevmiyor... Sizinle herkesin içine çıkmaktan kaçınıyorsa...
İşinizi olduğundan daha önemliymiş gibi anlatıyorsa, beraber dışarı çıktığınızda ne giyeceğinize o karar veriyorsa, sizinleyken arkadaşlarını görürse onları hiç görmemiş gibi yapıyorsa... Sizi sevmiyor...

Seviyor... Hobilerinizi paylaşıyorsa...
Spor delisi olmasa da arkadaşlarınızla yaptığınız hiçbir futbol maçını kaçırmıyor, sürekli tezahürat yapıyorsa... Sizi seviyor...