Herkes yaşamı boyunca sürdürebileceği ve gerçek mutluluğu yakalayabileceği sağlıklı bir ilişkiyi arar... İşte sağlıklı bir ilişkiye sahip olmanın 5 püf noktası...
1. Sadık olun. Sağlıklı ve mutluluk verici bir ilişkinin temeli bağlılığa dayanır.
Yakınlaşmaktan korktuğunuz için sevdiğinizden uzaklaşmak isteseniz de, sadakat sayesinde ona bağlı kalırsınız.
Sadakat, sorumluluk almak, korkuları kontrol etmek ve duygusal olarak hazır olmak demektir.
Eğer iki taraf da gereken sadakati gösterirse, sağlıklı bir ilişki için ilk adım atılmış olacaktır.
2. Kişisel sorumluluklar alın: İnsan, olgunlaştıkça kendi sorumluluklarını öğrenir ve bu sorumluluklar çerçevesinde hareket eder.
Ancak bazı sorumluluklar vardır ki, bunlar başkasına karşıdır. Partnerinizi olduğu gibi kabul edin.
Bu ilişkinin sadece sizin değil, ikinizin duygusal ihtiyaçlarını karşılamak için olduğunu unutmayın.
3. Kendinize iyi bakın. Hiç kimsenin sizin mutluluğunuzu ‘sağlamasını’ beklemeyin.
Eğer kendinize iyi bakar, ihtiyaçlarını karşılarsanız, ilişkinizin daha dengeli olmasını sağlarsınız.
Partneriniz için her şeyi siz yapmayın. Unutmayın ki, onun ‘kendisine’ iyi bakmayı öğrenmesi gerekiyor
4. Dürüst olun. Kafanızı karıştıran, sizi üzen konuları, ihtiyaçlarınızı, isteklerinizi, duygularınızı ve sınırlarınızı dürüstçe ve açık olarak ifade edin.
Doğruları söyleyip söylememe çelişkisine düşmeyin. Doğruları, ilişkinizi zedelemeyecek biçimde söylemeye dikkat ederseniz, mutlu olursunuz.
5. Kendinize düşen görevi yapın. Sağlıklı ve mutluluk verici bir ilişki çaba gerektirir.
Elinizden geldiği kadar ‘canlı’ yaşamaya çalışın, duygusal sorunlarınıza çözüm arayın, herşeyi yönetmeye çalışmayın, geçmişinizdeki sorunlarla yüzleşin ve korkularınızı yenin.
Böylece ‘sağlıklı bir ilişki’ için kapasitenizi arttırmış olacaksınız!
Monday, March 12, 2007
Çiftlerin mutluluk reçetesi
Erkeklerin kadınları, kadınların erkekleri mutlu etme sırları...
Son günlerde internette ilginç bir yazı dolaşmaya başladı.
Kadınların erkekleri, erkeklerin kadınları nasıl mutlu edecekleriyle ilgili ipuçlarının yer aldığı bu yazı bizim ilgimizi çekti.
Sizin de ilginizi çekeceğini umarak yayınlıyoruz.
Yazılanları kabul edip, etmemek size kalmış...
ERKEKLERİN KADINLARI MUTLU ETME SIRLARI
1. Saçlarını okşa
2. Yücelt
3. Şımart
4. Gözlerinin içine bak,
5. Geleceğe ait planlar yap,
6. Dil dök
7. Yalvar
8. Destek ol
9. Yemeğe götür
10. Akmerkez’e götür
11. Tekneye bindir
12. Güldür
13. Zeka oyunları yap
14. Müzik dinlet
15. Teşvik et
16. Teskin et
17. Affet
18. Hayran kal
19. Banyosunu hazırla
20. Güven ver
21. Kapıyı tut
22. Asansörde kat düğmesine bas
23. Arabasının kapısını aç
24. Isıt
25. Sarıl
26. Öp
27. Ona hasta ol
28. Kulağına fısılda
29. Ayaklarına masaj yap
30. Televizyonun kumandasını ona ver
31. Konsere götür
32. Onu her yerde ve her zaman bekle
33. Tanrıçan yap
34. Onunla birlikte rejim yap
35. Onunla birlikte spor yap
36. O uyumadan uyuma
37. O uyanmadan uyanma
38. Ne istediğini önceden anla
39. Günde yedi kez özür dile
40. Sürekli onu dinle
41. Arkadaşlarına katlan
42. Yorganı çekince ses etme
43. Yorganı titretme
44. Spor araba al
45. Saat al
46. Yüzük al
47. Küpe al
48. Maçın sesini kıs
49. Traş ol
50. Saç şeklini değiştir
51. Kareli gömlek giy
52. Serbest piyasa kurallarını unut
53. Köpeği gezdir
54. Yemin et
55. Dayan
56. Katlan
KADINLARIN ERKEKLERI MUTLU ETME SIRRI
1. Soyun
Son günlerde internette ilginç bir yazı dolaşmaya başladı.
Kadınların erkekleri, erkeklerin kadınları nasıl mutlu edecekleriyle ilgili ipuçlarının yer aldığı bu yazı bizim ilgimizi çekti.
Sizin de ilginizi çekeceğini umarak yayınlıyoruz.
Yazılanları kabul edip, etmemek size kalmış...
ERKEKLERİN KADINLARI MUTLU ETME SIRLARI
1. Saçlarını okşa
2. Yücelt
3. Şımart
4. Gözlerinin içine bak,
5. Geleceğe ait planlar yap,
6. Dil dök
7. Yalvar
8. Destek ol
9. Yemeğe götür
10. Akmerkez’e götür
11. Tekneye bindir
12. Güldür
13. Zeka oyunları yap
14. Müzik dinlet
15. Teşvik et
16. Teskin et
17. Affet
18. Hayran kal
19. Banyosunu hazırla
20. Güven ver
21. Kapıyı tut
22. Asansörde kat düğmesine bas
23. Arabasının kapısını aç
24. Isıt
25. Sarıl
26. Öp
27. Ona hasta ol
28. Kulağına fısılda
29. Ayaklarına masaj yap
30. Televizyonun kumandasını ona ver
31. Konsere götür
32. Onu her yerde ve her zaman bekle
33. Tanrıçan yap
34. Onunla birlikte rejim yap
35. Onunla birlikte spor yap
36. O uyumadan uyuma
37. O uyanmadan uyanma
38. Ne istediğini önceden anla
39. Günde yedi kez özür dile
40. Sürekli onu dinle
41. Arkadaşlarına katlan
42. Yorganı çekince ses etme
43. Yorganı titretme
44. Spor araba al
45. Saat al
46. Yüzük al
47. Küpe al
48. Maçın sesini kıs
49. Traş ol
50. Saç şeklini değiştir
51. Kareli gömlek giy
52. Serbest piyasa kurallarını unut
53. Köpeği gezdir
54. Yemin et
55. Dayan
56. Katlan
KADINLARIN ERKEKLERI MUTLU ETME SIRRI
1. Soyun
Evlilikte kritik süre, 2 yıl
Evlilik terapistlerinin çoğu uzun evliliğin sırrının kısa süreli ayrılıklar olduğunu savunuyor.
Günümüzde beraberliklerin kısa sürede tükenmesi, “evlilik kurtarıcı kılavuz” kitaplara ilgiyi artırıyor. Evlilikte kritik sürecin 7 yıldan 2 yıla indiğini belirten uzmanlar, ‘uzun süreli, mutlu evlilik’ için ilk günlerdeki heyacanın ve tutkunun sürmesinin önemine dikkat çekiyorlar.
“İyi günde kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta...” yemini, ‘bir yastıkta kocayın” temennileri ile başlayan evliliklerin ömrü günümüzde pek uzun olmayabiliyor.
Kimi zaman, en sağlam görünen birliktelikler bile çatırdıyor... “Karakter uyuşmazlığı”, “Yoğun işlerden dolayı birbirine vakit ayıramama”, “İş hayatındaki stresin eve taşınması” gibi nedenlerle boşanmalar artarken; piyasaya yeni yeni ‘evlilik kurtarıcı kılavuz” kitaplar çıkıyor.
“hastarehberi.com” adlı site, uzun süreli, mutlu evlilikler için öneriler sıralıyor...
2. YIL KRİZİ
Amerikalı psikologlar evlilikte artık ilk 7 değil ilk 2 yılın tehlikeli olduğuna dikkat çekiyor.
Teksas Austin Üniversitesi araştırmacılarının yaptığı bir araştırma, evliliğin ilk 2 yılında romantizmden, uyum ve sevgiden ödün vermeyen çiftlerin bir ömür boyu birlikte olma ihtimallerinin çok daha yüksek olduğunu gösteriyor.
1981 yılında evlenen 156 çifti inceleyen bu kişilerin eşlerine karşı hissettiklerini, tavırlarını mercek altına alan araştırma ekibi, “Çiftin boşanıp boşanmayacağı, ilk 24 ayda belli oluyor” diyor.
KISA AYRILIKLAR
Evlilik terapistlerinin çoğu ‘uzun evliliğin sırrı kısa süreli ayrılıklardır” prensibinde birleşiyor.
Uzmanlar her 2-3 yılda bir çiflere 1 ila 5 ay arası değişen sürelerle ayrı kalmalarını öneriyor ve ‘tedavi amaçlı ayrılıkların” mucizeler yarattığını söylüyor.
Uzmanlar, birlikteliğin ilk günlerindeki heyecanı, tutkuyu yakalamak için şu önerilerde bulunuyor:
Sizin için yaptıklarını bir hatırlayın:
Eşinize nasıl davranıyorsunuz? Ona, herhangi bir tanıdığa gösterdiğiniz ilgi ve sevecenliği gösteriyor musunuz?
Eğer takdir ve teşekkürün yerini ilgisizlik ve talepler aldıysa, tehlikeli bir noktadasınız demektir.
Eşinizin, sizin için yaptığı şeyleri yapmaya mecbur olmadığını unutmayın. Eşinizin sizin için her gün yaptığı şeylerin bir listesini çıkarın ve sonra kendi kendinize, bunların kaçı için ona teşekkür ettiğinizi bir sorun.
Basit bir teşekkürün birçok şeyi değiştirebileceğini unutmayın.
Falcılık yapmayın:
Eşinizin düşündüğü ve duyduğu şeyleri tahmin etmekten vazgeçin. Çünkü hata yapabilirsiniz ve gereksiz yere kavgaya yol açmış olursunuz.
Kaç kere karşımızdakinin hareketlerinden yanlış sonuçlar çıkardığımızı, gerçeği tesadüfen veya çok zaman sonra anladığınızı bir düşünün.
Suçlamayın:
“Senin suçun” demek ne kadar da kolay! Yolunda gitmeyen bir olayda kendi suçunu aramaktan çok daha kolay kuşkusuz.
Suçlamak sorunları çözmez, çözmediği gibi birbiri ardına yeni suçlamalar getirir.
Suçlamalar gerçeği görmeyi engeller ve istemeden de olsa incitici hakaretler doğurabilir.
KADIN BOYUN EĞMELİ Mİ?
Laura Doyle”un mutlu evlilik reçetesinde “kadının eşine boyun eğmesi” önerisi bulunuyor.
surrenderedwife.com internet sitesinde mutlu evlilik reçetesini açıklayan Doyle kadınlara şu öneride bulunuyor:
“Çalışma hayatında dilediğiniz gibi patronluk taslayabilirsiniz. Ama evin kapısından içeri girdiğinizde erkeksi tavırlardan vazgeçin!”
Doyle”a göre kadın olmak şunları gerektiriyor:
“konuşmadan önce iki kere düşünmek,
erkeği şoförlüğü, giyimi, yemek tarzı ve zevki konusunda eleştirmemek,
onu olduğu gibi kabul etmek.
Otoyolda yanlış yola saptığı, veya palyaço gibi giyindiği zaman bile...”
Mutsuz çiftlere telefonda danışmanlık hizmeti veren, ABD’nin dört bir yanında seminerler düzenleyen Doyle”un bu önerilerini, doğal olarak kadınlar öfkeyle karşılıyor.
Kadın-erkek ilişkisinde uzman Andrew Christensen ve meslektaşı John Gottman, Doyle”u ilişki konusunda geri kafalıkla suçluyor.
Günümüzde beraberliklerin kısa sürede tükenmesi, “evlilik kurtarıcı kılavuz” kitaplara ilgiyi artırıyor. Evlilikte kritik sürecin 7 yıldan 2 yıla indiğini belirten uzmanlar, ‘uzun süreli, mutlu evlilik’ için ilk günlerdeki heyacanın ve tutkunun sürmesinin önemine dikkat çekiyorlar.
“İyi günde kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta...” yemini, ‘bir yastıkta kocayın” temennileri ile başlayan evliliklerin ömrü günümüzde pek uzun olmayabiliyor.
Kimi zaman, en sağlam görünen birliktelikler bile çatırdıyor... “Karakter uyuşmazlığı”, “Yoğun işlerden dolayı birbirine vakit ayıramama”, “İş hayatındaki stresin eve taşınması” gibi nedenlerle boşanmalar artarken; piyasaya yeni yeni ‘evlilik kurtarıcı kılavuz” kitaplar çıkıyor.
“hastarehberi.com” adlı site, uzun süreli, mutlu evlilikler için öneriler sıralıyor...
2. YIL KRİZİ
Amerikalı psikologlar evlilikte artık ilk 7 değil ilk 2 yılın tehlikeli olduğuna dikkat çekiyor.
Teksas Austin Üniversitesi araştırmacılarının yaptığı bir araştırma, evliliğin ilk 2 yılında romantizmden, uyum ve sevgiden ödün vermeyen çiftlerin bir ömür boyu birlikte olma ihtimallerinin çok daha yüksek olduğunu gösteriyor.
1981 yılında evlenen 156 çifti inceleyen bu kişilerin eşlerine karşı hissettiklerini, tavırlarını mercek altına alan araştırma ekibi, “Çiftin boşanıp boşanmayacağı, ilk 24 ayda belli oluyor” diyor.
KISA AYRILIKLAR
Evlilik terapistlerinin çoğu ‘uzun evliliğin sırrı kısa süreli ayrılıklardır” prensibinde birleşiyor.
Uzmanlar her 2-3 yılda bir çiflere 1 ila 5 ay arası değişen sürelerle ayrı kalmalarını öneriyor ve ‘tedavi amaçlı ayrılıkların” mucizeler yarattığını söylüyor.
Uzmanlar, birlikteliğin ilk günlerindeki heyecanı, tutkuyu yakalamak için şu önerilerde bulunuyor:
Sizin için yaptıklarını bir hatırlayın:
Eşinize nasıl davranıyorsunuz? Ona, herhangi bir tanıdığa gösterdiğiniz ilgi ve sevecenliği gösteriyor musunuz?
Eğer takdir ve teşekkürün yerini ilgisizlik ve talepler aldıysa, tehlikeli bir noktadasınız demektir.
Eşinizin, sizin için yaptığı şeyleri yapmaya mecbur olmadığını unutmayın. Eşinizin sizin için her gün yaptığı şeylerin bir listesini çıkarın ve sonra kendi kendinize, bunların kaçı için ona teşekkür ettiğinizi bir sorun.
Basit bir teşekkürün birçok şeyi değiştirebileceğini unutmayın.
Falcılık yapmayın:
Eşinizin düşündüğü ve duyduğu şeyleri tahmin etmekten vazgeçin. Çünkü hata yapabilirsiniz ve gereksiz yere kavgaya yol açmış olursunuz.
Kaç kere karşımızdakinin hareketlerinden yanlış sonuçlar çıkardığımızı, gerçeği tesadüfen veya çok zaman sonra anladığınızı bir düşünün.
Suçlamayın:
“Senin suçun” demek ne kadar da kolay! Yolunda gitmeyen bir olayda kendi suçunu aramaktan çok daha kolay kuşkusuz.
Suçlamak sorunları çözmez, çözmediği gibi birbiri ardına yeni suçlamalar getirir.
Suçlamalar gerçeği görmeyi engeller ve istemeden de olsa incitici hakaretler doğurabilir.
KADIN BOYUN EĞMELİ Mİ?
Laura Doyle”un mutlu evlilik reçetesinde “kadının eşine boyun eğmesi” önerisi bulunuyor.
surrenderedwife.com internet sitesinde mutlu evlilik reçetesini açıklayan Doyle kadınlara şu öneride bulunuyor:
“Çalışma hayatında dilediğiniz gibi patronluk taslayabilirsiniz. Ama evin kapısından içeri girdiğinizde erkeksi tavırlardan vazgeçin!”
Doyle”a göre kadın olmak şunları gerektiriyor:
“konuşmadan önce iki kere düşünmek,
erkeği şoförlüğü, giyimi, yemek tarzı ve zevki konusunda eleştirmemek,
onu olduğu gibi kabul etmek.
Otoyolda yanlış yola saptığı, veya palyaço gibi giyindiği zaman bile...”
Mutsuz çiftlere telefonda danışmanlık hizmeti veren, ABD’nin dört bir yanında seminerler düzenleyen Doyle”un bu önerilerini, doğal olarak kadınlar öfkeyle karşılıyor.
Kadın-erkek ilişkisinde uzman Andrew Christensen ve meslektaşı John Gottman, Doyle”u ilişki konusunda geri kafalıkla suçluyor.
Unutmamanız gereken 10 evlilik fantazisi
Fantazi 1: Birbirinizin ilgilendiği şeyleri paylaşacaksınız.
Gerçek : Altı futbol maçından sonra ofsaytın ne olduğunu ve aslında bunu hiçbir zaman bilmek istemeyeceğinizi anlayacaksınız. Aynı şekilde birlikte alışverişe gittiğinizde o da söylenip duracak.
Fantazi 2 : Hayatınız boyunca yemeğe çıktığınızda masanın altında birbirinizin ayaklarını okşayacaksınız.
Gerçek : Zaman zaman garsonun gelmesini beklerken el ele tutuşacaksınız.
Fantazi 3 : Ne olursa olsun bir anlaşmaya varacaksınız.
Gerçek : Bazı şeyleri olduğu gibi kabul etmelisiniz. Mesela asla anneniz hakkında iyi şeyler düşünmeyecek. Siz de onun ki hakkında.
Fantazi 4 : Herhangi biriniz iş için uzakta olduğunda birbirinizi günde 2 kere arayacaksınız.
Gerçek : Birbirinizi ne kadar arayacağınız tamamen cep telefonunuzun son faturasına ya da ne kadar kontürü kaldığına bağlı.
Fantazi 5 : Beraber yemek pişireceksiniz, İspanyolca kurslarına gideceksiniz ve dans dersleri alacaksınız.
Gerçek : Beraber kaytaracaksınız.
Fantazi 6 : Mutlaka gece 3 lere kadar sohbet ettiğiniz zamanlar olacak.
Gerçek : Mutlaka gece 3 lere kadar kavga ettiğiniz zamanlar olacak.
Fantazi 7 : Cumartesinin ıvır zıvır işlerini daima birlikte yapacaksınız.
Gerçek : "Cumartesi sabahı niye ev alışverişi yaptığımızı sorabilir miyim?"
Fantazi 8 : Daima birbirinize her şeyi anlatacaksınız.
Gerçek : Ayağınızdaki ayakkabının fiyatı gibi, kavga etmenizi önleyecek bazı şeyleri saklayacaksınız.
Fantazi 9 : Birbirinizi bir kitap gibi okuyacaksınız.
Gerçek : Bu kitap Türkçe' ye çevrilmemiş bir versiyon olacak.
Fantazi 10 : Asla birbirinize verdiğiniz değer azalmayacak.
Gerçek : "Bir şey mi dedin tatlım?"
Gerçek : Altı futbol maçından sonra ofsaytın ne olduğunu ve aslında bunu hiçbir zaman bilmek istemeyeceğinizi anlayacaksınız. Aynı şekilde birlikte alışverişe gittiğinizde o da söylenip duracak.
Fantazi 2 : Hayatınız boyunca yemeğe çıktığınızda masanın altında birbirinizin ayaklarını okşayacaksınız.
Gerçek : Zaman zaman garsonun gelmesini beklerken el ele tutuşacaksınız.
Fantazi 3 : Ne olursa olsun bir anlaşmaya varacaksınız.
Gerçek : Bazı şeyleri olduğu gibi kabul etmelisiniz. Mesela asla anneniz hakkında iyi şeyler düşünmeyecek. Siz de onun ki hakkında.
Fantazi 4 : Herhangi biriniz iş için uzakta olduğunda birbirinizi günde 2 kere arayacaksınız.
Gerçek : Birbirinizi ne kadar arayacağınız tamamen cep telefonunuzun son faturasına ya da ne kadar kontürü kaldığına bağlı.
Fantazi 5 : Beraber yemek pişireceksiniz, İspanyolca kurslarına gideceksiniz ve dans dersleri alacaksınız.
Gerçek : Beraber kaytaracaksınız.
Fantazi 6 : Mutlaka gece 3 lere kadar sohbet ettiğiniz zamanlar olacak.
Gerçek : Mutlaka gece 3 lere kadar kavga ettiğiniz zamanlar olacak.
Fantazi 7 : Cumartesinin ıvır zıvır işlerini daima birlikte yapacaksınız.
Gerçek : "Cumartesi sabahı niye ev alışverişi yaptığımızı sorabilir miyim?"
Fantazi 8 : Daima birbirinize her şeyi anlatacaksınız.
Gerçek : Ayağınızdaki ayakkabının fiyatı gibi, kavga etmenizi önleyecek bazı şeyleri saklayacaksınız.
Fantazi 9 : Birbirinizi bir kitap gibi okuyacaksınız.
Gerçek : Bu kitap Türkçe' ye çevrilmemiş bir versiyon olacak.
Fantazi 10 : Asla birbirinize verdiğiniz değer azalmayacak.
Gerçek : "Bir şey mi dedin tatlım?"
İDEAL KARI-KOCA, İDEAL ANNE-BABA MI ?
Birbirinize hala ilk günkü kadar aşıksınız, cinsel yaşantınız inanılmayacak kadar iyi gidiyor ve bir an önce bebeğinizin olması için sabırsızlanıyorsunuz. Ancak uykularınız ve sevginiz bölünmeye başladığında, ilişkiniz bu olumsuzluklardan nasıl etkilenecek?
Bebek sahibi olmak, çiftlerin yaşayabileceği en güzel tecrübelerden biridir kuşkusuz. Ancak anne-baba olmanın sorumlulukları bebekten önceki eğlenceli, rahat ve heyecanlı yaşantıyı sık sık özlemle hatırlamanıza yol açabilir.
Bebeğin doğumuyla ortaya çıkan evlilik sorunları da tıpkı diğer sorunlar gibi son derece normaldir. Yapılan araştırmalar, çiftlerin sadece yüzde 15'inin bebekleri doğduktan sonra kendilerini birbirlerine daha yakın hissettiklerini gösteriyor.
Geri kalan yüzde 85'lik çoğunluk ise, geçici bile olsa bebeğin ilk zamanlarında karı-koca olarak yaşantılarının sekteye uğradığı fikrinde birleşiyorlar.
Yeni kurallar zorlayabilir
Çiftlerin büyük bir çoğunluğu bebekleri doğmadan önce mükemmel bir birliktelikleri olduğunu, istedikleri saatte istediklerini yapma özgürlüğü yaşadıklarını düşünürler. Gerçekten de istenerek ve planlanarak dünyaya getirilen bebekler bile psikolojik, fiziksel ve duygusal olarak anne-babalarının ilişkilerini zorlayabilirler.
Yeni anne-babanın eski yaşam tarzları ve bu tarzın getirdiği kurallar bebekle birlikte adeta yok olur. Belki de bu yüzden mükemmel bir birliktelik ve başarılı bir evlilik hayatı sürdüren çiftler anne-babalığa daha zor adapte olabilirler.
Nasıl alışacaksınız?
İyi ama bir daha dönüşü olmayan ve fazlasıyla özveri isteyen bu yeni röle nasıl alışacaksınız? Önünüzdeki dönemde hafta sonu ne yapacağınızdan çok bebeğinizin biberonlarını nasıl steril hale getireceğinizi düşünmeye başlayacaksınız.
İşin en zor kısmı anne-baba olmaya hazırlanmanın belli bir yolu olmayışıdır. Tamamen gözleri kapalı olarak üstlendiğiniz bu rolü deneme-yanılma yöntemi ile kotarmak zorundasınız.
Bu ilk dönemde anneler genellikle çevrelerinden büyük bir destek alırken, babalar kendilerini dışlanmış ve desteksiz hissedebilirler.
Yapılan araştırmalara göre kadınlar annelik rolünü, babaların babalık rolünü benimsediğinden daha kolay benimsiyorlar. Anneler genellikle bebekleri 6 aylık olup bir düzene oturduğunda sıkıntılarını atıp, kendi-lerine yine güvenmeye başlıyorlar.
Erkeklerde ise bu alışma süreci 18 aya kadar uzuyor.
Yeni babaların bir kısmı ise bebeklerini kıskandıklarını itiraf ediyorlar. Aradan birkaç yıl geçtiğinde yaptıklannın mantıksız ve şımarıkça olduğunu kabul etseler bile o dönemde anne ile bebek arasındaki yakın ilişkiyi kıskanmadan edemediklerini itiraf ediyorlar.
Bazı gerçekleri kabul edin
Yukarıda sözünü ettiğimiz olası gelişmelerden dolayı mükemmel giden evliliğinizi bir bebekle süslemeye karar verdiğinizde bazı gerçekleri kabul edip önünüzdeki yeni döneme hazırlanmanız gerektiğini unutmayın.
* Öncelikle ilişkinizin değişeceğini hem de çok değişeceğini kabullenin. Ancak bu değişim, mutlaka kötü bir değişim olmak zorunda değildir. Sadece yeni rolünüze alışmak için kendinize zaman tanıyın. Çocuklu arkadaşlarınızla sizleri bekleyen değişiklikleri görüşün.
* Ya da kendinize, gece uykunuzun, eşinizin ilgisinin bölünmesine hazır olup olmadığınızı sorun. Eşiniz yorgun, sıkıntılı veya sinirli olduğunda neler yapmanız gerektiğini önceden tasarlamaya çalışın.
* Bebeğiniz dünyaya geldikten sonra, birbirinize olan sevginizi eskisi kadar dışa vuramayıp, sık sık gösteremeyebilirsiniz. Ancak artık birbirinize duyduğunuz sevginin en büyük göstergesi karşınızda duruyor ve hayat onunla çok daha anlamlı bir hale geliyor.
Yeni bir düzen yaratmalısınız...
Aranıza bir bebeğin katılmasıyla beraber yaşamınızda değişimler olması normaldir. Ancak bu arada kendinize de zaman ayırmalı ve eşinizle birlikte olmak için fırsatlar yaratmayı ihmal etmemelisiniz,
* Hem kendinize hem de eşinizle birlikte olmak için zaman ayırmalısınız. Bebeğinizi bir yakınınıza veya bakıcısına bırakarak eğlenmeye gitmeniz suçluluk duymanıza neden olmasın.
* Bebeğinizi yaşamınızın odak noktası haline getirmeyin. Bebeğin doğumundan önceki ilişkinizi canlı tutmak ve iletişim kurmak için gerekli zamanı yaratmalısınız.
* Fikir ayrılıklarınızın olması normaldir, ancak bebeğinizin yanında tartışmamaya özen gösterin. Bebeğiniz küçük olsa da ve kelimelerin anlamlarını bilmese de sesinizin tonu onu korkutabilir.
* Bebeğinizin sorumluluklarını eşinizle paylaşın. Belki eşiniz istediklerinizi tam olarak yerine getirmeyebilir, ancak yine de bu bebeğiniz ve bir çift olarak ilişkiniz açısından oldukça önemlidir.
Bebek sahibi olmak, çiftlerin yaşayabileceği en güzel tecrübelerden biridir kuşkusuz. Ancak anne-baba olmanın sorumlulukları bebekten önceki eğlenceli, rahat ve heyecanlı yaşantıyı sık sık özlemle hatırlamanıza yol açabilir.
Bebeğin doğumuyla ortaya çıkan evlilik sorunları da tıpkı diğer sorunlar gibi son derece normaldir. Yapılan araştırmalar, çiftlerin sadece yüzde 15'inin bebekleri doğduktan sonra kendilerini birbirlerine daha yakın hissettiklerini gösteriyor.
Geri kalan yüzde 85'lik çoğunluk ise, geçici bile olsa bebeğin ilk zamanlarında karı-koca olarak yaşantılarının sekteye uğradığı fikrinde birleşiyorlar.
Yeni kurallar zorlayabilir
Çiftlerin büyük bir çoğunluğu bebekleri doğmadan önce mükemmel bir birliktelikleri olduğunu, istedikleri saatte istediklerini yapma özgürlüğü yaşadıklarını düşünürler. Gerçekten de istenerek ve planlanarak dünyaya getirilen bebekler bile psikolojik, fiziksel ve duygusal olarak anne-babalarının ilişkilerini zorlayabilirler.
Yeni anne-babanın eski yaşam tarzları ve bu tarzın getirdiği kurallar bebekle birlikte adeta yok olur. Belki de bu yüzden mükemmel bir birliktelik ve başarılı bir evlilik hayatı sürdüren çiftler anne-babalığa daha zor adapte olabilirler.
Nasıl alışacaksınız?
İyi ama bir daha dönüşü olmayan ve fazlasıyla özveri isteyen bu yeni röle nasıl alışacaksınız? Önünüzdeki dönemde hafta sonu ne yapacağınızdan çok bebeğinizin biberonlarını nasıl steril hale getireceğinizi düşünmeye başlayacaksınız.
İşin en zor kısmı anne-baba olmaya hazırlanmanın belli bir yolu olmayışıdır. Tamamen gözleri kapalı olarak üstlendiğiniz bu rolü deneme-yanılma yöntemi ile kotarmak zorundasınız.
Bu ilk dönemde anneler genellikle çevrelerinden büyük bir destek alırken, babalar kendilerini dışlanmış ve desteksiz hissedebilirler.
Yapılan araştırmalara göre kadınlar annelik rolünü, babaların babalık rolünü benimsediğinden daha kolay benimsiyorlar. Anneler genellikle bebekleri 6 aylık olup bir düzene oturduğunda sıkıntılarını atıp, kendi-lerine yine güvenmeye başlıyorlar.
Erkeklerde ise bu alışma süreci 18 aya kadar uzuyor.
Yeni babaların bir kısmı ise bebeklerini kıskandıklarını itiraf ediyorlar. Aradan birkaç yıl geçtiğinde yaptıklannın mantıksız ve şımarıkça olduğunu kabul etseler bile o dönemde anne ile bebek arasındaki yakın ilişkiyi kıskanmadan edemediklerini itiraf ediyorlar.
Bazı gerçekleri kabul edin
Yukarıda sözünü ettiğimiz olası gelişmelerden dolayı mükemmel giden evliliğinizi bir bebekle süslemeye karar verdiğinizde bazı gerçekleri kabul edip önünüzdeki yeni döneme hazırlanmanız gerektiğini unutmayın.
* Öncelikle ilişkinizin değişeceğini hem de çok değişeceğini kabullenin. Ancak bu değişim, mutlaka kötü bir değişim olmak zorunda değildir. Sadece yeni rolünüze alışmak için kendinize zaman tanıyın. Çocuklu arkadaşlarınızla sizleri bekleyen değişiklikleri görüşün.
* Ya da kendinize, gece uykunuzun, eşinizin ilgisinin bölünmesine hazır olup olmadığınızı sorun. Eşiniz yorgun, sıkıntılı veya sinirli olduğunda neler yapmanız gerektiğini önceden tasarlamaya çalışın.
* Bebeğiniz dünyaya geldikten sonra, birbirinize olan sevginizi eskisi kadar dışa vuramayıp, sık sık gösteremeyebilirsiniz. Ancak artık birbirinize duyduğunuz sevginin en büyük göstergesi karşınızda duruyor ve hayat onunla çok daha anlamlı bir hale geliyor.
Yeni bir düzen yaratmalısınız...
Aranıza bir bebeğin katılmasıyla beraber yaşamınızda değişimler olması normaldir. Ancak bu arada kendinize de zaman ayırmalı ve eşinizle birlikte olmak için fırsatlar yaratmayı ihmal etmemelisiniz,
* Hem kendinize hem de eşinizle birlikte olmak için zaman ayırmalısınız. Bebeğinizi bir yakınınıza veya bakıcısına bırakarak eğlenmeye gitmeniz suçluluk duymanıza neden olmasın.
* Bebeğinizi yaşamınızın odak noktası haline getirmeyin. Bebeğin doğumundan önceki ilişkinizi canlı tutmak ve iletişim kurmak için gerekli zamanı yaratmalısınız.
* Fikir ayrılıklarınızın olması normaldir, ancak bebeğinizin yanında tartışmamaya özen gösterin. Bebeğiniz küçük olsa da ve kelimelerin anlamlarını bilmese de sesinizin tonu onu korkutabilir.
* Bebeğinizin sorumluluklarını eşinizle paylaşın. Belki eşiniz istediklerinizi tam olarak yerine getirmeyebilir, ancak yine de bu bebeğiniz ve bir çift olarak ilişkiniz açısından oldukça önemlidir.
Kıskançlık duygunuza yenilmeyin
Uzmanlara göre kıskançlık duygusunu yenmenin püf noktaları:
Başarılı anlarınızı düşünün
Uzmanlar “Kıskançlığa kapıldığınızda, huzur içinde olduğunuz bir dönemi, severek yaptığınız bir işi anımsayın” diye öneriyorlar.
Çoğumuz için kıskançlık, nabzımızda, soluğumuzda hissettiğimiz bir duygudur. O anı yaşayanlar bilir, insan sanki kilometrelerce koşmuş gibidir. Kimisi de “derinlere” dalar. Bir başkası karşısındakini didikler. Sinir küpüne dönerler, hatta şiddete başvuranlar vardır...
Tepkiniz nasıl olursa olsun, kendinizi kontrol edebilmek için yapmanız gereken, duygularınızı tanımaktır. Diyelim ki, aşırı kıskançlık duymaya başladınız...
Bir an durup bu duygunun nereden geldiğini, daha önce aynı şeyleri ne zaman hissettiğinizi bulmaya çalışın. Hafızanızı şöyle bir yoklayın.
Çocukken, annenizin çok istediğiniz halde bir başarınızda sizi övmediğini ya da kardeşlerinizi daha çok takdir ettiğini hatırlayacaksınız.
Kendinize güvenin
Şimdi de, yetişkin bir insan olarak edinmiş olduğunuz duygusal olgunluktan yararlanarak duygularınızı makul hale getirmeyi deneyin.
Örneğin, kendinize şunu telkin edin: “Annem, güzel göründüğümü söylememiş de olsa, bunu muhakkak düşünmüştü.” Zaten asıl önemli olan, sizin şimdi güzel olduğunuza inanmanızdır. Özellikle kıskançlık-depresyon kısır döngüsüne düşmekte olduğunuzu farkettiğinizde atmanız gereken bir sonraki adım, elde ettiğiniz başarıları hatırlamaktır.
Özgüveniniz giderek azalıyorsa, huzur içinde olduğunuz bir dönemi, mutlu geçen bir tatili, severek yaptığınız bir işi anımsamanın tam zamanıdır.
Hafızanızı tazelemek için fotoğraf, defter, kitap gibi anılardan yararlanabilirsiniz.
Başarılarınızı kaydedin
Hafızayı desteklemek için, başarılarınızın belgeleriyle dolu bir defter tutabilirsiniz. Güzel anılarla dolu bir kutuyu karıştırmak, sıkıntı ve umutsuzluklarınızı dağıtmanıza yardım edecektir.
Sevdiğiniz şiirler, yakın arkadaşlarınızın fotoğrafları ya da tatillerde topladığınız deniz kabuklarıyla doldurabilirsiniz bu kutuyu. Kendi benliğinize yönelmekten, onu şımartmaktan korkmayın. Kıvanç duyduğunuz bir olayı anımsamanın tadını çıkarın.
Herkesin böyle bir anısı vardır. Birçok kişi çocuklarıyla övünür, onlar sayesinde hayatı daha hoş bulur. Bütün bunlar, kendinize biçtiğiniz değeri yükseltmenin, kötü bir döneminizde bile kendinizi iyi hissedebilmenin anahtarlarıdır.
Kıskançlık duymaya başladığınızda bunları hatırlamayı öğrenirseniz, davranış biçimlerinizi de değiştirmeniz mümkün olur. Eşinizle yolda yürürken, onun başka birine ilgi gösterdiğini görürseniz, hemen “düğmeye basıp” kendinizi çekici bulduğunuz bir anı hatırlayın ve kafanızdaki bu resmin bozulmasına izin vermeyin.
Açıkça konuşmaktan kaçmayın
Eğer eşinizin gözü sürekli karşı cinsin üzerindeyse, ona rahatsız olduğunuzu söylemek gerçekten gereklidir.
Bazı kadınlar öfklerini hiç dile getirmezler. Kocaları da onları sıkanın ne olduğunu bilemezler. Bu yapıdaki kadınlar aynanın karşısına geçip iç çekerler.
Oysa bu mutsuzluğu dışına da yansıyacaktır. Unutmayın; kendinizi nasıl görüyorsunuz, dünya da sizi öyle görmektedir.
Başarılı anlarınızı düşünün
Uzmanlar “Kıskançlığa kapıldığınızda, huzur içinde olduğunuz bir dönemi, severek yaptığınız bir işi anımsayın” diye öneriyorlar.
Çoğumuz için kıskançlık, nabzımızda, soluğumuzda hissettiğimiz bir duygudur. O anı yaşayanlar bilir, insan sanki kilometrelerce koşmuş gibidir. Kimisi de “derinlere” dalar. Bir başkası karşısındakini didikler. Sinir küpüne dönerler, hatta şiddete başvuranlar vardır...
Tepkiniz nasıl olursa olsun, kendinizi kontrol edebilmek için yapmanız gereken, duygularınızı tanımaktır. Diyelim ki, aşırı kıskançlık duymaya başladınız...
Bir an durup bu duygunun nereden geldiğini, daha önce aynı şeyleri ne zaman hissettiğinizi bulmaya çalışın. Hafızanızı şöyle bir yoklayın.
Çocukken, annenizin çok istediğiniz halde bir başarınızda sizi övmediğini ya da kardeşlerinizi daha çok takdir ettiğini hatırlayacaksınız.
Kendinize güvenin
Şimdi de, yetişkin bir insan olarak edinmiş olduğunuz duygusal olgunluktan yararlanarak duygularınızı makul hale getirmeyi deneyin.
Örneğin, kendinize şunu telkin edin: “Annem, güzel göründüğümü söylememiş de olsa, bunu muhakkak düşünmüştü.” Zaten asıl önemli olan, sizin şimdi güzel olduğunuza inanmanızdır. Özellikle kıskançlık-depresyon kısır döngüsüne düşmekte olduğunuzu farkettiğinizde atmanız gereken bir sonraki adım, elde ettiğiniz başarıları hatırlamaktır.
Özgüveniniz giderek azalıyorsa, huzur içinde olduğunuz bir dönemi, mutlu geçen bir tatili, severek yaptığınız bir işi anımsamanın tam zamanıdır.
Hafızanızı tazelemek için fotoğraf, defter, kitap gibi anılardan yararlanabilirsiniz.
Başarılarınızı kaydedin
Hafızayı desteklemek için, başarılarınızın belgeleriyle dolu bir defter tutabilirsiniz. Güzel anılarla dolu bir kutuyu karıştırmak, sıkıntı ve umutsuzluklarınızı dağıtmanıza yardım edecektir.
Sevdiğiniz şiirler, yakın arkadaşlarınızın fotoğrafları ya da tatillerde topladığınız deniz kabuklarıyla doldurabilirsiniz bu kutuyu. Kendi benliğinize yönelmekten, onu şımartmaktan korkmayın. Kıvanç duyduğunuz bir olayı anımsamanın tadını çıkarın.
Herkesin böyle bir anısı vardır. Birçok kişi çocuklarıyla övünür, onlar sayesinde hayatı daha hoş bulur. Bütün bunlar, kendinize biçtiğiniz değeri yükseltmenin, kötü bir döneminizde bile kendinizi iyi hissedebilmenin anahtarlarıdır.
Kıskançlık duymaya başladığınızda bunları hatırlamayı öğrenirseniz, davranış biçimlerinizi de değiştirmeniz mümkün olur. Eşinizle yolda yürürken, onun başka birine ilgi gösterdiğini görürseniz, hemen “düğmeye basıp” kendinizi çekici bulduğunuz bir anı hatırlayın ve kafanızdaki bu resmin bozulmasına izin vermeyin.
Açıkça konuşmaktan kaçmayın
Eğer eşinizin gözü sürekli karşı cinsin üzerindeyse, ona rahatsız olduğunuzu söylemek gerçekten gereklidir.
Bazı kadınlar öfklerini hiç dile getirmezler. Kocaları da onları sıkanın ne olduğunu bilemezler. Bu yapıdaki kadınlar aynanın karşısına geçip iç çekerler.
Oysa bu mutsuzluğu dışına da yansıyacaktır. Unutmayın; kendinizi nasıl görüyorsunuz, dünya da sizi öyle görmektedir.
Seviyor mu sevmiyor mu ?
Hareketler, sevginin derecesini belli ediyor...
Aşkta şüphe normaldir. İnsanın içi içini yer, ‘acaba beni seviyor mu, hâlâ bana aşık mı?’ diye... Oysa bazı davranışlar var ki, sözler ne olursa olsun, niyeti açığa çıkarıyor. kadınlar ve erkekler için farklı yöntemler aşağıda...
KADINLAR İÇİN PAPATYA FALI....
Seviyor... Sizin yaptıklarınızla ilgileniyorsa...
Eğer işinizin nasıl gittiğini merak ediyor, onunla daha az zaman geçirebilmenize neden olacaksa bile terfiyi kabul etmenizi istiyorsa, köpeğinizin nasıl olduğunu soruyor, ders programınızı ezberliyorsa...Sizi seviyor...
Sevmiyor... Planları hep belirsiz ise...
Arkadaşlarıyla beraber olmak için sizinle yaptığı planları değiştiriyor ya da iptal ediyorsa...Sizi sevmiyor...
Seviyor... En sevdiğiniz hobileri paylaşıyorsa...
Çok ilgi duymasa da, sadece sizi mutlu etmek için üç saat süren bir operaya geliyorsa, sizinle beraber olabilmek için yaptığınız aktivitelere katılıyorsa...Sizi seviyor...
Sevmiyor... Hasta olduğunuzda ortadan kayboluyorsa...
Morali bozuk olduğu için Cumartesi öğleden sonra onun köpeği veterinere siz götürüyor ve saatler harcıyorsanız, ama o sizin için aynı şeyi yapmıyorsa... Sizi sevmiyor...
Seviyor... Sizi sık sık arıyorsa...
Bazen sadece ne yaptığınızı merak ettiği için, bazen işiniz, arkadaşlarınız, yaşamlarınız ya da dünyada olan bitenlerden konuşmak için, bazense sadece sizi özlediğini söylemek için arıyorsa... Sizi seviyor...
Sevmiyor... Gelecek hakkında hiç konuşmuyorsa...
Bir sonraki buluşmanızdan sonrası hakkında hiç konuşmuyor, beraber bir gelecekten bahsettiğinizde konuyu değiştiriyorsa... Sizi sevmiyor...
Seviyor... Ailesine ve arkadaşlarına hep sizden bahsediyorsa...
Ailesine ve arkadaşlarına sizi, okulunuzu, işinizi, başarılarınızı, yeteneklerinizi ve arkadaşlığınızı anlatıyorsa... Sizi seviyor...
Sevmiyor... İlişkinizi bir sır olarak saklıyorsa...
Sizi iş arkadaşlarıyla gittiği toplantılara çağırmıyor, arkadaşlarını hiç tanımıyor, ailesinin sizin farkınızda olduğundan emin değilseniz... Sizi sevmiyor...
Seviyor... Ailenize ve arkadaşlarınıza çok iyi davranıyorsa...
Onlardan hoşlansa da hoşlanmasa da ailenize ve arkadaşlarınızla, sizi mutlu edebilmek iyi geçiniyorsa... Sizi seviyor...
Sevmiyor... Onunla neler yaşayacağınızı bilmiyorsanız...
Elinde kırmızı güllerle birden kapınızı mı çalacağını, yoksa son anda buluşmanızı iptal mi edeceğini tahmin edemiyorsanız... Sizi sevmiyor...
Seviyor... Aşkınızın hala bitmediğini gösteriyorsa...
Planları çok yoğun olmasına rağmen, ilişkiniz için her zaman zaman yaratabiliyorsa, moraliniz bozuksa kendi planlarını iptal ediyorsa, özel bir gün olmasa da size hediyeler ve kartlar veriyorsa... Sizi seviyor...
Sevmiyor... Sizin tavsiyelerinizi dikkate almıyorsa...
Onda beğenmediğiniz özellikleri söylemenize rağmen bunları hiç dikkate almıyorsa, sizin nefret ettiğiniz ancak arkadaşlarının çok beğendiği sakalını kesmiyorsa... Sizi sevmiyor...
Seviyor... Sevdiğini her zaman dile getiriyorsa...
Her yaptığı hareketle bunu göstermesine rağmen, sık sık “Seni seviyorum” sözünü de söylüyorsa... Sizi kesinlikle seviyor...
ERKEKLER İÇİN PAPATYA FALI
Seviyor... İşinizle ve hobilerinizle ilgileniyorsa...
En son model bilgisayarlarla ya da Harley-Davidson motosikletleriyle ilgilenmese de, siz onlardan bahsederken dikkatle dinliyorsa, işinizde yaşadığınız sorunlarla ilgileniyorsa... Sizi seviyor...
Sevmiyor... Siz mesaj bıraktıktan sonra geri aramıyorsa...
Çok yoğun olduğunu bahane edip, telefonlarına bıraktığınız mesajlara rağmen sizi aramıyorsa... Sizi sevmiyor...
Seviyor... Ailesine ve arkadaşlarına hep sizi anlatıyorsa...
Sizden, işinizden, düşüncelerinizden, düşüncelerinizden çok sık bahsediyorsa, ailesi ve arkadaşları hep sizi anlattığını söylüyorsa... Sizi seviyor...
Sevmiyor... Sizinle herkesin içine çıkmaktan kaçınıyorsa...
İşinizi olduğundan daha önemliymiş gibi anlatıyorsa, beraber dışarı çıktığınızda ne giyeceğinize o karar veriyorsa, sizinleyken arkadaşlarını görürse onları hiç görmemiş gibi yapıyorsa... Sizi sevmiyor...
Seviyor... Hobilerinizi paylaşıyorsa...
Spor delisi olmasa da arkadaşlarınızla yaptığınız hiçbir futbol maçını kaçırmıyor, sürekli tezahürat yapıyorsa... Sizi seviyor...
Aşkta şüphe normaldir. İnsanın içi içini yer, ‘acaba beni seviyor mu, hâlâ bana aşık mı?’ diye... Oysa bazı davranışlar var ki, sözler ne olursa olsun, niyeti açığa çıkarıyor. kadınlar ve erkekler için farklı yöntemler aşağıda...
KADINLAR İÇİN PAPATYA FALI....
Seviyor... Sizin yaptıklarınızla ilgileniyorsa...
Eğer işinizin nasıl gittiğini merak ediyor, onunla daha az zaman geçirebilmenize neden olacaksa bile terfiyi kabul etmenizi istiyorsa, köpeğinizin nasıl olduğunu soruyor, ders programınızı ezberliyorsa...Sizi seviyor...
Sevmiyor... Planları hep belirsiz ise...
Arkadaşlarıyla beraber olmak için sizinle yaptığı planları değiştiriyor ya da iptal ediyorsa...Sizi sevmiyor...
Seviyor... En sevdiğiniz hobileri paylaşıyorsa...
Çok ilgi duymasa da, sadece sizi mutlu etmek için üç saat süren bir operaya geliyorsa, sizinle beraber olabilmek için yaptığınız aktivitelere katılıyorsa...Sizi seviyor...
Sevmiyor... Hasta olduğunuzda ortadan kayboluyorsa...
Morali bozuk olduğu için Cumartesi öğleden sonra onun köpeği veterinere siz götürüyor ve saatler harcıyorsanız, ama o sizin için aynı şeyi yapmıyorsa... Sizi sevmiyor...
Seviyor... Sizi sık sık arıyorsa...
Bazen sadece ne yaptığınızı merak ettiği için, bazen işiniz, arkadaşlarınız, yaşamlarınız ya da dünyada olan bitenlerden konuşmak için, bazense sadece sizi özlediğini söylemek için arıyorsa... Sizi seviyor...
Sevmiyor... Gelecek hakkında hiç konuşmuyorsa...
Bir sonraki buluşmanızdan sonrası hakkında hiç konuşmuyor, beraber bir gelecekten bahsettiğinizde konuyu değiştiriyorsa... Sizi sevmiyor...
Seviyor... Ailesine ve arkadaşlarına hep sizden bahsediyorsa...
Ailesine ve arkadaşlarına sizi, okulunuzu, işinizi, başarılarınızı, yeteneklerinizi ve arkadaşlığınızı anlatıyorsa... Sizi seviyor...
Sevmiyor... İlişkinizi bir sır olarak saklıyorsa...
Sizi iş arkadaşlarıyla gittiği toplantılara çağırmıyor, arkadaşlarını hiç tanımıyor, ailesinin sizin farkınızda olduğundan emin değilseniz... Sizi sevmiyor...
Seviyor... Ailenize ve arkadaşlarınıza çok iyi davranıyorsa...
Onlardan hoşlansa da hoşlanmasa da ailenize ve arkadaşlarınızla, sizi mutlu edebilmek iyi geçiniyorsa... Sizi seviyor...
Sevmiyor... Onunla neler yaşayacağınızı bilmiyorsanız...
Elinde kırmızı güllerle birden kapınızı mı çalacağını, yoksa son anda buluşmanızı iptal mi edeceğini tahmin edemiyorsanız... Sizi sevmiyor...
Seviyor... Aşkınızın hala bitmediğini gösteriyorsa...
Planları çok yoğun olmasına rağmen, ilişkiniz için her zaman zaman yaratabiliyorsa, moraliniz bozuksa kendi planlarını iptal ediyorsa, özel bir gün olmasa da size hediyeler ve kartlar veriyorsa... Sizi seviyor...
Sevmiyor... Sizin tavsiyelerinizi dikkate almıyorsa...
Onda beğenmediğiniz özellikleri söylemenize rağmen bunları hiç dikkate almıyorsa, sizin nefret ettiğiniz ancak arkadaşlarının çok beğendiği sakalını kesmiyorsa... Sizi sevmiyor...
Seviyor... Sevdiğini her zaman dile getiriyorsa...
Her yaptığı hareketle bunu göstermesine rağmen, sık sık “Seni seviyorum” sözünü de söylüyorsa... Sizi kesinlikle seviyor...
ERKEKLER İÇİN PAPATYA FALI
Seviyor... İşinizle ve hobilerinizle ilgileniyorsa...
En son model bilgisayarlarla ya da Harley-Davidson motosikletleriyle ilgilenmese de, siz onlardan bahsederken dikkatle dinliyorsa, işinizde yaşadığınız sorunlarla ilgileniyorsa... Sizi seviyor...
Sevmiyor... Siz mesaj bıraktıktan sonra geri aramıyorsa...
Çok yoğun olduğunu bahane edip, telefonlarına bıraktığınız mesajlara rağmen sizi aramıyorsa... Sizi sevmiyor...
Seviyor... Ailesine ve arkadaşlarına hep sizi anlatıyorsa...
Sizden, işinizden, düşüncelerinizden, düşüncelerinizden çok sık bahsediyorsa, ailesi ve arkadaşları hep sizi anlattığını söylüyorsa... Sizi seviyor...
Sevmiyor... Sizinle herkesin içine çıkmaktan kaçınıyorsa...
İşinizi olduğundan daha önemliymiş gibi anlatıyorsa, beraber dışarı çıktığınızda ne giyeceğinize o karar veriyorsa, sizinleyken arkadaşlarını görürse onları hiç görmemiş gibi yapıyorsa... Sizi sevmiyor...
Seviyor... Hobilerinizi paylaşıyorsa...
Spor delisi olmasa da arkadaşlarınızla yaptığınız hiçbir futbol maçını kaçırmıyor, sürekli tezahürat yapıyorsa... Sizi seviyor...
Hala Bekarmısınız ?
Duygusal iniş çıkışlarınız ve kararsızlıklarınız, gerçek aşkı bulmanıza engel oluyor ve bu yüzden uzun zamandır yalnızsınız. belki de aradığınız kişi size sandığınızdan çok daha yakın... Unutmayın, geçmişinizde sizin için doğru olmayan bir erkek, ileride Bay Mükemmel' in ta kendisi olabilir.
Size uygun ve çok seveceğiniz bir erkekle birlikte olma hayallerini kalbinize gömeli uzun zaman oldu.
"Bay Mükemmel" e olan inancınızı ise çoktan kaybettiniz, böyle bir beklentiniz kesinlikle yok. Ama sonuç herşeye karşın değişmedi: Hala ve tamamen yalnızsınız!
Peki ya tam bekarlığa alıştığınızı düşündüğünüz dönemde, içinizde beliren boşluğa, hüzne ve burukluğa ne demeli? Hele sıcak yaz aylarında iyice ortaya dökülen elele, gözgöze sevgilileri görünce hissettiğiniz o yakıcı kıskançlık?..
Her şeye rağmen yalnızlığa alışamadığınız ve artık bir sevgiliye, güzellikleri paylaşacağınız birine ihtiyaç duyduğunuz kesin.
Gerçekten hazır mısınız?
Bekarlıktan bunalmış olabilirsiniz ama acaba yeni bir ilişkiye ruhen hazır mısınız? Bu soruyu kendinize sorup çok dikkatli yanıtlamanız gerek. Aksi halde, iş işten geçtikten sonra anlamsız pişmanlıklar duymanın yanında, bir insanı kırmanız da söz konusu.
Uzun bir aradan sonra yeni bir ilişkiye başlamak hayatınızda büyük değişiklikler yaratacaktır. Bu değişiklikleri yapmak istiyor musunuz?
Yoksa tek düşündüğünüz şey birini bulmak mı? Bekarlığa son vermek istemenizin nedeni sadece yollarda gördüğünüz sevgilileri kıskanmanız mı yoksa daha geçerli sebepleriniz var mı?
Şunu da göz önünde bulundurmalısınız ki, sorun birini bulmakla bitmiyor, aksine başlıyor. Yeni bir ilişkiye girmek çocuk oyunu değil, ciddi bir sorumluluk.
Özellikle de bu ilişkinin uzun sürmesini istiyorsanız. Şunu iyi bilin ki, eğer ilişkinize ve karşınızdaki kişiye hak ettiği değeri vermez ve özen göstermezseniz, çok kısa bir süre sonra bekarlığa geri dönmeniz işten bile değil.
Bu yüzden durumunuzu dikkatle değerlendirin. Yeni bir ilişkiyi neden istediğiniz sorusuna da olabildiğince dürüst bir yanıt verin ve gerçekten geçerli sebepleriniz varsa ancak ondan sonra harekete geçin.
Uzaklara gitmeyin
Kadınlar arasında aşktan daha yaygın olan tek bir şey varsa, o da aşk körlüğüdür.
Tabii ki burada bahsettiğimiz körlük aşk yüzünden yaşanan geçici sarhoşluk değil, gözünüzün önündeki bir seçeneği görmemeniz.
Kadınlar genel olarak yeni bir sevgiliyi hep uzaklarda, yeni tanıştıkları insanlar arasında aramaya eğilimlidirler. Ne de olsa her tanışma bir olasılıktır.
Oysa ideal erkek çoğu zaman yakın çevrenizde hatta en yakın arkadaşlarınız arasında olabilir. Onu bugüne kadar fark etmemiş olabilirsiniz.
Ne de olsa sürekli birliktesiniz ve onun yanında o kadar rahatsınız ki, onu bir sevgili olarak düşünmenin aklınızın ucundan bile geçmemesi çok doğal.
Hepimiz hayatımızdaki insanları kafamızda belirli yerlere yerleştiririz ve bu yerleri değiştirmek oldukça zordur. Ama üzülmeyin, hiçbir şey için geç kalmadınız.
Eğer bekarlığa veda etmek istiyorsanız, uygun erkeği önce yakın çevrenizde arayın. Arkadaşlarınız arasında aklınıza yatan biri varsa, kesinlikle acele etmeyin ve geri çekilip bugüne kadar arkadaş gözüyle baktığınız erkeğe bir de sevgili gözüyle bakın.
Unutmayın ki, bazı erkekler arkadaş olarak harika olmakla birlikte sevgili olarak oldukça başarısızdırlar. Bu yüzden gözünüze kestirdiğiniz erkeğin davranışlarını dikkatli bir biçimde inceleyin ve kendinize şu soruyu sorun:
"Bu davranışlar benim sevgilimde görmek isteyeceğim türden davranışlar mı?"
Ayrıca onu yakışıklı ve cinsel açıdan çekici bulup bulmadığınızı da kendinize sorun.
Nelerden hoşlandığını, hangi tip kadınları beğendiğini çok iyi bildiğiniz için, işiniz çok daha kolay olacaktır.
Bu noktada ona zaman tanımanız şart. Çünkü bu yeni yaklaşımınız kafasının karışmasına ve hatta belki şok olmasına neden olabilir.
Ancak bu yeni duruma alıştıktan sonra, o da aslında sizi beğendiğini ama bunu hem sizden hem de kendisinden büyük bir özenle gizlediğini itiraf edecektir.
Sonrası ise ikiniz için de çok açık: Bekarlığın sonu ve güzel bir ilişkinin başlangıcı.
Sevgi, Mutluluk, Huzur Sağlıcakla Kalın..
Size uygun ve çok seveceğiniz bir erkekle birlikte olma hayallerini kalbinize gömeli uzun zaman oldu.
"Bay Mükemmel" e olan inancınızı ise çoktan kaybettiniz, böyle bir beklentiniz kesinlikle yok. Ama sonuç herşeye karşın değişmedi: Hala ve tamamen yalnızsınız!
Peki ya tam bekarlığa alıştığınızı düşündüğünüz dönemde, içinizde beliren boşluğa, hüzne ve burukluğa ne demeli? Hele sıcak yaz aylarında iyice ortaya dökülen elele, gözgöze sevgilileri görünce hissettiğiniz o yakıcı kıskançlık?..
Her şeye rağmen yalnızlığa alışamadığınız ve artık bir sevgiliye, güzellikleri paylaşacağınız birine ihtiyaç duyduğunuz kesin.
Gerçekten hazır mısınız?
Bekarlıktan bunalmış olabilirsiniz ama acaba yeni bir ilişkiye ruhen hazır mısınız? Bu soruyu kendinize sorup çok dikkatli yanıtlamanız gerek. Aksi halde, iş işten geçtikten sonra anlamsız pişmanlıklar duymanın yanında, bir insanı kırmanız da söz konusu.
Uzun bir aradan sonra yeni bir ilişkiye başlamak hayatınızda büyük değişiklikler yaratacaktır. Bu değişiklikleri yapmak istiyor musunuz?
Yoksa tek düşündüğünüz şey birini bulmak mı? Bekarlığa son vermek istemenizin nedeni sadece yollarda gördüğünüz sevgilileri kıskanmanız mı yoksa daha geçerli sebepleriniz var mı?
Şunu da göz önünde bulundurmalısınız ki, sorun birini bulmakla bitmiyor, aksine başlıyor. Yeni bir ilişkiye girmek çocuk oyunu değil, ciddi bir sorumluluk.
Özellikle de bu ilişkinin uzun sürmesini istiyorsanız. Şunu iyi bilin ki, eğer ilişkinize ve karşınızdaki kişiye hak ettiği değeri vermez ve özen göstermezseniz, çok kısa bir süre sonra bekarlığa geri dönmeniz işten bile değil.
Bu yüzden durumunuzu dikkatle değerlendirin. Yeni bir ilişkiyi neden istediğiniz sorusuna da olabildiğince dürüst bir yanıt verin ve gerçekten geçerli sebepleriniz varsa ancak ondan sonra harekete geçin.
Uzaklara gitmeyin
Kadınlar arasında aşktan daha yaygın olan tek bir şey varsa, o da aşk körlüğüdür.
Tabii ki burada bahsettiğimiz körlük aşk yüzünden yaşanan geçici sarhoşluk değil, gözünüzün önündeki bir seçeneği görmemeniz.
Kadınlar genel olarak yeni bir sevgiliyi hep uzaklarda, yeni tanıştıkları insanlar arasında aramaya eğilimlidirler. Ne de olsa her tanışma bir olasılıktır.
Oysa ideal erkek çoğu zaman yakın çevrenizde hatta en yakın arkadaşlarınız arasında olabilir. Onu bugüne kadar fark etmemiş olabilirsiniz.
Ne de olsa sürekli birliktesiniz ve onun yanında o kadar rahatsınız ki, onu bir sevgili olarak düşünmenin aklınızın ucundan bile geçmemesi çok doğal.
Hepimiz hayatımızdaki insanları kafamızda belirli yerlere yerleştiririz ve bu yerleri değiştirmek oldukça zordur. Ama üzülmeyin, hiçbir şey için geç kalmadınız.
Eğer bekarlığa veda etmek istiyorsanız, uygun erkeği önce yakın çevrenizde arayın. Arkadaşlarınız arasında aklınıza yatan biri varsa, kesinlikle acele etmeyin ve geri çekilip bugüne kadar arkadaş gözüyle baktığınız erkeğe bir de sevgili gözüyle bakın.
Unutmayın ki, bazı erkekler arkadaş olarak harika olmakla birlikte sevgili olarak oldukça başarısızdırlar. Bu yüzden gözünüze kestirdiğiniz erkeğin davranışlarını dikkatli bir biçimde inceleyin ve kendinize şu soruyu sorun:
"Bu davranışlar benim sevgilimde görmek isteyeceğim türden davranışlar mı?"
Ayrıca onu yakışıklı ve cinsel açıdan çekici bulup bulmadığınızı da kendinize sorun.
Nelerden hoşlandığını, hangi tip kadınları beğendiğini çok iyi bildiğiniz için, işiniz çok daha kolay olacaktır.
Bu noktada ona zaman tanımanız şart. Çünkü bu yeni yaklaşımınız kafasının karışmasına ve hatta belki şok olmasına neden olabilir.
Ancak bu yeni duruma alıştıktan sonra, o da aslında sizi beğendiğini ama bunu hem sizden hem de kendisinden büyük bir özenle gizlediğini itiraf edecektir.
Sonrası ise ikiniz için de çok açık: Bekarlığın sonu ve güzel bir ilişkinin başlangıcı.
Sevgi, Mutluluk, Huzur Sağlıcakla Kalın..
Çağdaş Evlilik
Çağdaş evlilikle ilgili güzel yazılar görüyorum gazetelerde ve dergilerde, bu konuyu bir de ben irdeleyeyim dedim. Yıllardan beri kadın erkek ilişkilerinin, kadının toplumda değişen rolüyle nasıl etkilendiği yolunda bir sürü laf ettik, dinledik.
Sosyologlar, çalışma hayatına kadının girmesiyle eşler arasında eşitliğin nasıl sağlanacağını, yuvada demokrasinin nasıl hakim olacağını anlatıp durdular.
Öyle ya, buna kim karşı gelebilirdi ki, evin dışında eşit sorumluluk, karşılıklı paylaşım, bireysel olarak kendi başına ayakta durabilen bireylerin bir araya gelmesiyle daha da sağlamlaşmış geleneksel tavırları yok sayan bir çağdaş yuvaya?
İşte ülkemizi geleceğe taşıyacak çağdaş kadınlar ve onların yetiştireceği sağlıklı çocuklar böyle bir ortamdan çıkmazdı da nerden çıkardı?
Kendimi ve yaşıtlarımı bir dizi Amerikan filmiyle pompalanan bu çağdaş evlilik oyununda buldum.
Ben ve okuldan arkadaşlarım hepimiz üniversite mezunu, dil falan bilen iyi şirketlerde işe girmiş, gelecek vaat eden, modern görünümlü eşi ve arkadaşları ile her tür konuda tartışabilen, açık fikirli insanlardık.
Kocalarımızın da bizden aşağı kalır yanı yoktu. İyi okullar, iyi meslekler, alınan ödüller, kaliteli hobiler ve bu adamlarla yapılan annelerimizin evliliğine benzemeyen evlilikler.
Hatta "Siz hala annenizin margarinini mi kullanıyorsunuz?" diyen o reklamın tutulma sebebi bu yeni çağdaş Türk aile modeline olan inançla ilgiliydi.
O zayıf, genç ve "educated" görünen kızın eski evli kadınlarla hiç benzerliği var mıydı? Yapılan yemekler bile bu çağdaş evliliğe uygundu.
Piliç roti yapılırdı ama yaprak sarma geleneksel durumu temsil ettiği yapılmazdı.
Çok zor olduğu için değil inanın bana, lazanyadan daha kolaydır yaprak sarma yapmak.
Ama çağdaş evlilikteki kadın kendine bu kadar "domestic" bir görünüm veren ve annesine benzeten sembol haline gelmiş bu yemeği yapmayı ret eder, tatlı eksi soslu tavuk ve spagetti yapıp kocasının önüne koyar durmadan.
Yada dolma isteyen kocasını annesinde yemesi gerektiği konusunda ikna eder. Ev kadınlığı sebebiyle boş olan saatleri oyalayan bu yemek aynı zamanda kocaya olan hizmetin ve özeninde göstergesi olduğundan olsa olsa annede yenir.
Erkek de karısının haklı bularak annesini yağlamaya gider. Anne hakikaten güzel yapamıyor kimse senin gibi der ve aksamdan artanları da evine götürür annesinin isteği ile.
Bu çağdaş adam, artan sarmaları karısına yedirdikten sonra bulaşıkları makineye dizer. Karısı Cosmopolitan'ı okurken o da bilgisayarda briç oynar uluslararası rakipleriyle.
Yarınki toplantıları sebebiyle şöyle bir grafiklere bakarak huzur içinde yatmaya gidilir.
Pazar olmadığı için sevişmek için uygun zaman değildir.
Zaten önemli bir toplantı öncesi bu tip bir hareket gereksizdir.
Her ikisinin de içlerinde güzel bir huzur vardır, ne göbekleri çıkmıştır anne babaları gibi ne de onların hayatına benzer yaşantıları vardır.
Karşılıklı olarak arkadaşlarla girilen en sıkı fıkı pozlar ve belden aşağı esprilere çağdaşlığın verdiği genişlik ile gevrek gevrek gülümsenir sonra.
Tüm bu olanlar arkadaşlara "evlilikte eşlerin kendilerine ait özel alanlarının olması ve her şeyi paylaşmak zorunda olmamak" konusunda ne kadar ilerleme gösterildiğine dair kanıt olarak söylenir.
Eve altyazısız orijinal cd'ler dvd'ler alınır, film en detayına kadar irdelenir yönetmenin becerisi ile kameranın yeri falan konusunda bir sürü sanatsal tartışma yapılır da erkek gibi davranmayan bir erkeğin evdeki yeri konusunda konuşulmaz.
Annesini üzen babası gibi davranmamak konusunda ufak tefek şeyler düşünmüş olan bu erkek iyi bir işi, şık takım elbiseleri, güzel bir arabası olsun diye Anadolu liseleri sınavından bu yana devamlı test edilmektedir.
Test edile edile sınanmayı ve kendini beğendirmeyi bir görev kabul etmiş bu erkek işe giderken eline harçlık vermeyeceği, kendi arabasını kullanan, bakımlı, kariyer sahibi ve Kant'ın Estetiği üzerine konuşacağı bir kadın hayal eder.
Bu kadın da onunla benzer dönemlerde kolej sınavlarına girmiş ve basarıyla çıkmış biri olmalıdır. Kızın hangi okuldan mezun olduğu, o okulun kaç taban puanla öğrenci aldığı ve kaç dil bildiği hangi şirkette çalıştığı eş dost arasında çok önemlidir.
Beraberce çok elit insanlardan oluşmuş bir çevrenin içine giriverir bu çağdaş çift.
Cici karısına annesinden çok farklı özellikleri sebebiyle saygıda ve sevgide kusur etmez bu çağdaş erkek.
Evdeki demokrasi havası sürsün diye her bir şeyin kararını beraber verirler.
Hatta bir müddet sonra bu zavallı erkek iplerin tamamen kadının eline geçtiğini fark edemez bile.
Yanlış bir şey aldığında evde yediği azarı aklında tutup, daha sonra donunu bile karısına aldırır.
Sen seç sevgilim der. Ben iyisini beceremiyorum.
Yılların ezilmişliği ile zaten bu fırsatı beklemiş olan bu hırslı kadını ise artık tutabilene aşk olsun.
Ergenlikte "Ben annemin çektiklerini çekmeyeceğim" diyen söylevler, evlenince "Seni sünepe, beceriksiz ve kişiliksiz adam"a dönüşür.
Annesinin babasına söylemeye cüret edemediği tüm lafları o iyi eğitilmiş çağdaş kocasına söyleyiverir.
Zavallı hale getirdiği adamın kibarca bu zavallılığı kabulleniş şekili daha da midesini bulandırır ama zayıfı ezmenin verdiği hazla devam eder.
Nasılsa tüm kontrol ondadır. "İki kişilik topluluklarda demokrasi olmaz" fikrine ulaşılması fazla zaman almaz.
Ama erkek bunca yıldır o kadar törpülenmiş ve geleneksel yapıdan o kadar uzaklaştırılmıştır ki karısına karsı gelmeye cüret edemez.
Annesinin karnındaki o huzurlu günlere kadar geri dönmek ister.
Ama karısı göndermez.
Çünkü akşama lunalı modern tarifler yapılmalı hatta yemek sonrası benzer familyadan arkadaşlarla "in" mekanlarda tatilde hangi ülkeye gitmeli diye fikir alışverişi yapılmalıdır.
Dışarı çıkarken dekolte giyen karısına bu kıyafeti nasıl da yakışmıştır ve nasılda herkes ona bakmaktadır.
Ve adamın yerinde olmak istemektedir.
Karısıyla gurur duymalı ve onun kaprislerine boyun eğmelidir.
Çok yanlış yaparsa zaten karısı ondan daha çok kazanan birini buluverir.
Kendisi de şirkete aldığı yeni gencecik sekreter kızla erkeklik oyununu oynar .
Zaten kendini erkek diye yutturacağı bir tek bu gözü açılmadık eğitimsiz kızlar kalmıştır.
Karısıyla uğraşıp niye kimsenin huzurunu kaçırsın ki...
Yaptığı üç yanlış karısı tarafından bir doğruyu götürebilir.
Böyle düşüne düşüne, cinsel organları dışında kadından hiç bir farkı kalmamıştır.
Kendi evriminin karısına doğru olduğunu görmez.
Nitekim yıllarca alınan ortak eğitim erkeklerde var olan bir çok baskın özelliği törpülemiş, kadınlardakini ise sivriltmiş ve cinsleri karşılıklı olarak birbirine benzetmiştir.
Ben önceki yazımda ne kadar erkeklere benzediğimi söylediysem de çevremdeki erkeklerin nerdeyse hepsini de kadınlaşmış buluyorum.
Termosifonu onarmaya gelen tesisatçı dışında erkek gibi davranan erkek yok şu sıra (bakınız termosifoncu fantezisi :-))) ).
Doğum günlerini parti yapıp kutlayan, manikür yaptırarak bakımlı görünen, rejim yapan bir erkek grubu var.
Öğle yemeklerinde hep beraber light salata yediğim, marka kıyafetler alan, spor salonuna gidip step yapan, meyve kokteyli içen, yüzündeki sivilce için dertlenen solaryuma giden, karısını, kız arkadaşını günde üç kez arayıp hesap veren çok iyi eğitilmiş erkeklerle dolu ortalık.
Bahsettiklerim gay falan değil, baya erkek iste.
Hatta cuma aksamı Vogue'dan kaç karı kaldırdığından ve götürüp düdüklediğinden bahseden harbi erkekler bunlar ama o kadar yontulmuşlar ki.
Asian fantasy sitelerine girip, Pamela Anderson'un silikonlu memelerini "download edip", dil bilen hatunlarla ingilizce düzüşen test çocukları bunlar.
Yurdumun fizyonomisinden türlü kozmetik hilelerle uzaklaşmaya çalışan, kafayı en çok nasıl göründüğüne, kaç para kazandığına ve arabasının markasına takmış bu grup erkekler, babalarının erkek özelliklerinden ne kadar farklı hale geldiklerini maalesef gururla anlatırlar.
Bizim babalarımız gibi görünen erkeklerin genç versiyonları bugün daha alt sosyo-ekonomik seviyede.
Ya babamız yaşındaki adamlarla çıkacağız.
Bir çok kadın bunu neden yapıyor bilmem anladınız mı?
Ya da daha alt sosyoekonomik seviyeden erkelerle yaşayacağız.
Adam gibi adamlara ulaşmanın yolu bizim plazalardan ve in mekanlardan geçmiyor... Hiç boşuna barlardan cafeler'den veya bilmem ne şirket yemeklerinden bir adam gibi adam bulurum sanmayın.
Bozun musluğu, çağırın bir tesisatçı ya da bir tüpçü.
Şansınız varsa aradığınız gibi olabilir.
O musluğu onarırken siz de ona fırından yeni çıkmış kurabiyeler ikram ederek kendinizi daha kadın gibi hissedebilirsiniz.
Karar sizin.
Ben 30 yılın sonunda anladım ki, erkeğin az yontulmuşu makbuldür.
Yontuldukça kadına benzer.
Sosyologlar, çalışma hayatına kadının girmesiyle eşler arasında eşitliğin nasıl sağlanacağını, yuvada demokrasinin nasıl hakim olacağını anlatıp durdular.
Öyle ya, buna kim karşı gelebilirdi ki, evin dışında eşit sorumluluk, karşılıklı paylaşım, bireysel olarak kendi başına ayakta durabilen bireylerin bir araya gelmesiyle daha da sağlamlaşmış geleneksel tavırları yok sayan bir çağdaş yuvaya?
İşte ülkemizi geleceğe taşıyacak çağdaş kadınlar ve onların yetiştireceği sağlıklı çocuklar böyle bir ortamdan çıkmazdı da nerden çıkardı?
Kendimi ve yaşıtlarımı bir dizi Amerikan filmiyle pompalanan bu çağdaş evlilik oyununda buldum.
Ben ve okuldan arkadaşlarım hepimiz üniversite mezunu, dil falan bilen iyi şirketlerde işe girmiş, gelecek vaat eden, modern görünümlü eşi ve arkadaşları ile her tür konuda tartışabilen, açık fikirli insanlardık.
Kocalarımızın da bizden aşağı kalır yanı yoktu. İyi okullar, iyi meslekler, alınan ödüller, kaliteli hobiler ve bu adamlarla yapılan annelerimizin evliliğine benzemeyen evlilikler.
Hatta "Siz hala annenizin margarinini mi kullanıyorsunuz?" diyen o reklamın tutulma sebebi bu yeni çağdaş Türk aile modeline olan inançla ilgiliydi.
O zayıf, genç ve "educated" görünen kızın eski evli kadınlarla hiç benzerliği var mıydı? Yapılan yemekler bile bu çağdaş evliliğe uygundu.
Piliç roti yapılırdı ama yaprak sarma geleneksel durumu temsil ettiği yapılmazdı.
Çok zor olduğu için değil inanın bana, lazanyadan daha kolaydır yaprak sarma yapmak.
Ama çağdaş evlilikteki kadın kendine bu kadar "domestic" bir görünüm veren ve annesine benzeten sembol haline gelmiş bu yemeği yapmayı ret eder, tatlı eksi soslu tavuk ve spagetti yapıp kocasının önüne koyar durmadan.
Yada dolma isteyen kocasını annesinde yemesi gerektiği konusunda ikna eder. Ev kadınlığı sebebiyle boş olan saatleri oyalayan bu yemek aynı zamanda kocaya olan hizmetin ve özeninde göstergesi olduğundan olsa olsa annede yenir.
Erkek de karısının haklı bularak annesini yağlamaya gider. Anne hakikaten güzel yapamıyor kimse senin gibi der ve aksamdan artanları da evine götürür annesinin isteği ile.
Bu çağdaş adam, artan sarmaları karısına yedirdikten sonra bulaşıkları makineye dizer. Karısı Cosmopolitan'ı okurken o da bilgisayarda briç oynar uluslararası rakipleriyle.
Yarınki toplantıları sebebiyle şöyle bir grafiklere bakarak huzur içinde yatmaya gidilir.
Pazar olmadığı için sevişmek için uygun zaman değildir.
Zaten önemli bir toplantı öncesi bu tip bir hareket gereksizdir.
Her ikisinin de içlerinde güzel bir huzur vardır, ne göbekleri çıkmıştır anne babaları gibi ne de onların hayatına benzer yaşantıları vardır.
Karşılıklı olarak arkadaşlarla girilen en sıkı fıkı pozlar ve belden aşağı esprilere çağdaşlığın verdiği genişlik ile gevrek gevrek gülümsenir sonra.
Tüm bu olanlar arkadaşlara "evlilikte eşlerin kendilerine ait özel alanlarının olması ve her şeyi paylaşmak zorunda olmamak" konusunda ne kadar ilerleme gösterildiğine dair kanıt olarak söylenir.
Eve altyazısız orijinal cd'ler dvd'ler alınır, film en detayına kadar irdelenir yönetmenin becerisi ile kameranın yeri falan konusunda bir sürü sanatsal tartışma yapılır da erkek gibi davranmayan bir erkeğin evdeki yeri konusunda konuşulmaz.
Annesini üzen babası gibi davranmamak konusunda ufak tefek şeyler düşünmüş olan bu erkek iyi bir işi, şık takım elbiseleri, güzel bir arabası olsun diye Anadolu liseleri sınavından bu yana devamlı test edilmektedir.
Test edile edile sınanmayı ve kendini beğendirmeyi bir görev kabul etmiş bu erkek işe giderken eline harçlık vermeyeceği, kendi arabasını kullanan, bakımlı, kariyer sahibi ve Kant'ın Estetiği üzerine konuşacağı bir kadın hayal eder.
Bu kadın da onunla benzer dönemlerde kolej sınavlarına girmiş ve basarıyla çıkmış biri olmalıdır. Kızın hangi okuldan mezun olduğu, o okulun kaç taban puanla öğrenci aldığı ve kaç dil bildiği hangi şirkette çalıştığı eş dost arasında çok önemlidir.
Beraberce çok elit insanlardan oluşmuş bir çevrenin içine giriverir bu çağdaş çift.
Cici karısına annesinden çok farklı özellikleri sebebiyle saygıda ve sevgide kusur etmez bu çağdaş erkek.
Evdeki demokrasi havası sürsün diye her bir şeyin kararını beraber verirler.
Hatta bir müddet sonra bu zavallı erkek iplerin tamamen kadının eline geçtiğini fark edemez bile.
Yanlış bir şey aldığında evde yediği azarı aklında tutup, daha sonra donunu bile karısına aldırır.
Sen seç sevgilim der. Ben iyisini beceremiyorum.
Yılların ezilmişliği ile zaten bu fırsatı beklemiş olan bu hırslı kadını ise artık tutabilene aşk olsun.
Ergenlikte "Ben annemin çektiklerini çekmeyeceğim" diyen söylevler, evlenince "Seni sünepe, beceriksiz ve kişiliksiz adam"a dönüşür.
Annesinin babasına söylemeye cüret edemediği tüm lafları o iyi eğitilmiş çağdaş kocasına söyleyiverir.
Zavallı hale getirdiği adamın kibarca bu zavallılığı kabulleniş şekili daha da midesini bulandırır ama zayıfı ezmenin verdiği hazla devam eder.
Nasılsa tüm kontrol ondadır. "İki kişilik topluluklarda demokrasi olmaz" fikrine ulaşılması fazla zaman almaz.
Ama erkek bunca yıldır o kadar törpülenmiş ve geleneksel yapıdan o kadar uzaklaştırılmıştır ki karısına karsı gelmeye cüret edemez.
Annesinin karnındaki o huzurlu günlere kadar geri dönmek ister.
Ama karısı göndermez.
Çünkü akşama lunalı modern tarifler yapılmalı hatta yemek sonrası benzer familyadan arkadaşlarla "in" mekanlarda tatilde hangi ülkeye gitmeli diye fikir alışverişi yapılmalıdır.
Dışarı çıkarken dekolte giyen karısına bu kıyafeti nasıl da yakışmıştır ve nasılda herkes ona bakmaktadır.
Ve adamın yerinde olmak istemektedir.
Karısıyla gurur duymalı ve onun kaprislerine boyun eğmelidir.
Çok yanlış yaparsa zaten karısı ondan daha çok kazanan birini buluverir.
Kendisi de şirkete aldığı yeni gencecik sekreter kızla erkeklik oyununu oynar .
Zaten kendini erkek diye yutturacağı bir tek bu gözü açılmadık eğitimsiz kızlar kalmıştır.
Karısıyla uğraşıp niye kimsenin huzurunu kaçırsın ki...
Yaptığı üç yanlış karısı tarafından bir doğruyu götürebilir.
Böyle düşüne düşüne, cinsel organları dışında kadından hiç bir farkı kalmamıştır.
Kendi evriminin karısına doğru olduğunu görmez.
Nitekim yıllarca alınan ortak eğitim erkeklerde var olan bir çok baskın özelliği törpülemiş, kadınlardakini ise sivriltmiş ve cinsleri karşılıklı olarak birbirine benzetmiştir.
Ben önceki yazımda ne kadar erkeklere benzediğimi söylediysem de çevremdeki erkeklerin nerdeyse hepsini de kadınlaşmış buluyorum.
Termosifonu onarmaya gelen tesisatçı dışında erkek gibi davranan erkek yok şu sıra (bakınız termosifoncu fantezisi :-))) ).
Doğum günlerini parti yapıp kutlayan, manikür yaptırarak bakımlı görünen, rejim yapan bir erkek grubu var.
Öğle yemeklerinde hep beraber light salata yediğim, marka kıyafetler alan, spor salonuna gidip step yapan, meyve kokteyli içen, yüzündeki sivilce için dertlenen solaryuma giden, karısını, kız arkadaşını günde üç kez arayıp hesap veren çok iyi eğitilmiş erkeklerle dolu ortalık.
Bahsettiklerim gay falan değil, baya erkek iste.
Hatta cuma aksamı Vogue'dan kaç karı kaldırdığından ve götürüp düdüklediğinden bahseden harbi erkekler bunlar ama o kadar yontulmuşlar ki.
Asian fantasy sitelerine girip, Pamela Anderson'un silikonlu memelerini "download edip", dil bilen hatunlarla ingilizce düzüşen test çocukları bunlar.
Yurdumun fizyonomisinden türlü kozmetik hilelerle uzaklaşmaya çalışan, kafayı en çok nasıl göründüğüne, kaç para kazandığına ve arabasının markasına takmış bu grup erkekler, babalarının erkek özelliklerinden ne kadar farklı hale geldiklerini maalesef gururla anlatırlar.
Bizim babalarımız gibi görünen erkeklerin genç versiyonları bugün daha alt sosyo-ekonomik seviyede.
Ya babamız yaşındaki adamlarla çıkacağız.
Bir çok kadın bunu neden yapıyor bilmem anladınız mı?
Ya da daha alt sosyoekonomik seviyeden erkelerle yaşayacağız.
Adam gibi adamlara ulaşmanın yolu bizim plazalardan ve in mekanlardan geçmiyor... Hiç boşuna barlardan cafeler'den veya bilmem ne şirket yemeklerinden bir adam gibi adam bulurum sanmayın.
Bozun musluğu, çağırın bir tesisatçı ya da bir tüpçü.
Şansınız varsa aradığınız gibi olabilir.
O musluğu onarırken siz de ona fırından yeni çıkmış kurabiyeler ikram ederek kendinizi daha kadın gibi hissedebilirsiniz.
Karar sizin.
Ben 30 yılın sonunda anladım ki, erkeğin az yontulmuşu makbuldür.
Yontuldukça kadına benzer.
Evlilik yaşı giderek yükseliyor
AÇSAP’ın raporuna göre, Türkiye’de her yıl yaklaşık 2 milyon gebelik oluşuyor, buna rağmen 1.5 milyon civarında bebek dünyaya geliyor. 20 yılda kadınların evlenme yaşı 2 yıl yükseldi.
Yüksek Sağlık Şurası, aile planlaması hizmetlerinden yararlananlara uygulanan malzemelerin, kişilerin bağlı bulundukları sosyal güvenlik kurumlarından karşılanmasına, sosyal güvencesi olmayan ve ödeme gücü bulunmayanların malzeme ihtiyaçlarının ise devlet tarafından temin edilmesine karar verdi.
Yüksek Sağlık Şurası’nın son toplantısının gündemine alınan “Türkiye’de Kadın Sağlığı ve Anne Ölümleri” konusunda, Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması (AÇSAP) Genel Müdürlüğü, “Türkiye’de Kadın Sağlığının ve Anne Ölümlerinin Durumu” konulu raporunu inceleyerek tavsiye kararı aldı.
AÇSAP’ın raporuna göre, Türkiye’de 15-49 yaş arasındaki kadınların sayısı yaklaşık 18 milyon. Üreme çağındaki kadınların yüzde 69’u halen evli, 45-49 yaş grubu kadınların yüzde 1.7’si hiç evlenmemiş. Türkiye’de her yıl yaklaşık 2 milyon gebelik oluşuyor, buna rağmen 1.5 milyon civarında bebek dünyaya geliyor.
Türkiye genelinde ilk evlenme yaşı giderek yükselirken, 45-49 yaş grubu kadınlarda 18.4 olan ilk evlenme yaşı, 25-29 yaş grubundaki kadınlarda 20.4’e çıkıyor.
Rapora göre, 20 yılda kadınların evlenme yaşı 2 yıl yükseldi.
Gebelikte sağlık kontrolü yaptıran anne adaylarının sayısı artarken, halen 3 gebeden birisi doğum öncesi bakım almıyor.
Üreme çağındaki kadınların yüzde 68’inde gebelik açısından en az bir riskli durum bulunurken, gebelikte beslenme yeterli ve dengeli yapılmıyor. Son 30 yılda, ana-çocuk sağlığında önemli adımlar atıldığı saptanırken, bebek ölüm hızı binde 208’den binde 35’e, anne ölüm hızı ise yüzbinde 208’den yüzbinde 49’a düştü.
Yetkililer, düşüşe rağmen, saptanan kadın ölümlerinin oldukça yüksek bir düzeyde olduğunu belirtiyor.
RİSKLİ GEBELİKLER
Anne ölümleri, bütün 12-55 yaş grubu kadın ölümlerinin yüzde 5.1’ini oluşturuyor. Anne ölümlerinin 34’ü “19 yaş ve altı” ve “35 yaş ve üzeri” gebelik ve doğum açısından riskli yaş gruplarında görülürken, ölümlerin yüzde 62.5’i kırsal veya şehirlerin yoksul kesimlerinde yaşanıyor.
Her 3 anne ölümünden birisi ilk gebelikte, diğeri ise 5. veya daha üzeri gebeliklerde görülüyor. Anne ölümlerinin yüzde 67’si’nin kanama, enfeksiyon ve toksemiden kaynaklandığı belirtilirken, bunların nitelikli ve düzenli doğum öncesi bakım ile kontrol altında tutulacağına işaret eden yetkililer, böylelikle 3 anne ölümünden 2’sinin kolaylıkla önlenebileceğini ifade ediyor.
Türkiye’de doğumların yüzde 72.5’i sağlık kuruluşunda, yüzde 26.7’si evde gerçekleşiyor. Bu oranlar Batı’dan Doğu’ya gidildikçe azalırken, Batı’da sağlık personeli yardımıyla gerçekleştirilen doğumların oranı yüzde 92, Doğu’da ise yüzde 52 olarak belirlendi.
YÜKSEK SAĞLIK ŞURASI KARARLARI
Yüksek Sağlık Şurası’nın son toplantısında, “Türkiye’de Ana Sağlığı ve Ana Ölümleri” konusu görüşülerek, AÇSAP’ın raporu değerlendirildi. Şurada alınan tavsiye kararına göre, tüm kademelerde görev alan her türlü sağlık personelinin bilgi ihtiyaçları karşılanarak, gebe izlenimleri, doğum ve ölüm kayıtları başta olmak üzere tüm kayıtların düzenli ve tam olarak tutulması sağlanacak.
2002 yılında bu konuda ilgili bütün sektörlerin katılımıyla geniş kapsamlı bir kampanya ile konu gündemde tutulacak. Aile planlaması hizmetlerinden yararlananlara uygulanan malzemeler, kişilerin bağlı bulundukları sosyal güvenlik kurumlarından karşılanacak, sosyal güvencesi olmayan ve ödeme gücü bulunmayanların malzeme ihtiyaçları ise devlet tarafından temin edilecek.
Yüksek Sağlık Şurası, aile planlaması hizmetlerinden yararlananlara uygulanan malzemelerin, kişilerin bağlı bulundukları sosyal güvenlik kurumlarından karşılanmasına, sosyal güvencesi olmayan ve ödeme gücü bulunmayanların malzeme ihtiyaçlarının ise devlet tarafından temin edilmesine karar verdi.
Yüksek Sağlık Şurası’nın son toplantısının gündemine alınan “Türkiye’de Kadın Sağlığı ve Anne Ölümleri” konusunda, Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması (AÇSAP) Genel Müdürlüğü, “Türkiye’de Kadın Sağlığının ve Anne Ölümlerinin Durumu” konulu raporunu inceleyerek tavsiye kararı aldı.
AÇSAP’ın raporuna göre, Türkiye’de 15-49 yaş arasındaki kadınların sayısı yaklaşık 18 milyon. Üreme çağındaki kadınların yüzde 69’u halen evli, 45-49 yaş grubu kadınların yüzde 1.7’si hiç evlenmemiş. Türkiye’de her yıl yaklaşık 2 milyon gebelik oluşuyor, buna rağmen 1.5 milyon civarında bebek dünyaya geliyor.
Türkiye genelinde ilk evlenme yaşı giderek yükselirken, 45-49 yaş grubu kadınlarda 18.4 olan ilk evlenme yaşı, 25-29 yaş grubundaki kadınlarda 20.4’e çıkıyor.
Rapora göre, 20 yılda kadınların evlenme yaşı 2 yıl yükseldi.
Gebelikte sağlık kontrolü yaptıran anne adaylarının sayısı artarken, halen 3 gebeden birisi doğum öncesi bakım almıyor.
Üreme çağındaki kadınların yüzde 68’inde gebelik açısından en az bir riskli durum bulunurken, gebelikte beslenme yeterli ve dengeli yapılmıyor. Son 30 yılda, ana-çocuk sağlığında önemli adımlar atıldığı saptanırken, bebek ölüm hızı binde 208’den binde 35’e, anne ölüm hızı ise yüzbinde 208’den yüzbinde 49’a düştü.
Yetkililer, düşüşe rağmen, saptanan kadın ölümlerinin oldukça yüksek bir düzeyde olduğunu belirtiyor.
RİSKLİ GEBELİKLER
Anne ölümleri, bütün 12-55 yaş grubu kadın ölümlerinin yüzde 5.1’ini oluşturuyor. Anne ölümlerinin 34’ü “19 yaş ve altı” ve “35 yaş ve üzeri” gebelik ve doğum açısından riskli yaş gruplarında görülürken, ölümlerin yüzde 62.5’i kırsal veya şehirlerin yoksul kesimlerinde yaşanıyor.
Her 3 anne ölümünden birisi ilk gebelikte, diğeri ise 5. veya daha üzeri gebeliklerde görülüyor. Anne ölümlerinin yüzde 67’si’nin kanama, enfeksiyon ve toksemiden kaynaklandığı belirtilirken, bunların nitelikli ve düzenli doğum öncesi bakım ile kontrol altında tutulacağına işaret eden yetkililer, böylelikle 3 anne ölümünden 2’sinin kolaylıkla önlenebileceğini ifade ediyor.
Türkiye’de doğumların yüzde 72.5’i sağlık kuruluşunda, yüzde 26.7’si evde gerçekleşiyor. Bu oranlar Batı’dan Doğu’ya gidildikçe azalırken, Batı’da sağlık personeli yardımıyla gerçekleştirilen doğumların oranı yüzde 92, Doğu’da ise yüzde 52 olarak belirlendi.
YÜKSEK SAĞLIK ŞURASI KARARLARI
Yüksek Sağlık Şurası’nın son toplantısında, “Türkiye’de Ana Sağlığı ve Ana Ölümleri” konusu görüşülerek, AÇSAP’ın raporu değerlendirildi. Şurada alınan tavsiye kararına göre, tüm kademelerde görev alan her türlü sağlık personelinin bilgi ihtiyaçları karşılanarak, gebe izlenimleri, doğum ve ölüm kayıtları başta olmak üzere tüm kayıtların düzenli ve tam olarak tutulması sağlanacak.
2002 yılında bu konuda ilgili bütün sektörlerin katılımıyla geniş kapsamlı bir kampanya ile konu gündemde tutulacak. Aile planlaması hizmetlerinden yararlananlara uygulanan malzemeler, kişilerin bağlı bulundukları sosyal güvenlik kurumlarından karşılanacak, sosyal güvencesi olmayan ve ödeme gücü bulunmayanların malzeme ihtiyaçları ise devlet tarafından temin edilecek.
Mutlu Evlilik Masal'mı acaba ?
O kadar zor mu birbirimizi anlamak? Nedir bu güç çatışması, birbirimizi anlamama inadı? İnsanın “mutlu evlilik yoktura inanası geliyor, etrafına bakındığında. Oysa var ve şans ya da mucize değil sağlıklı ilişkiler ve devamlılığı.
Akılla, duyarlılıkla, sevecenlik ve hoşgörüyle herkes için olası, mutlu ilişki. Dikkatinizi çekerim, aşk ve sevgi demedim. Aşksız ve sevgisiz olmayacağı zaten çok açık, ama yeterli değil ki huzuru ve mutluluğu yakalamaya. Olsaydı bunca hüznü yaşar mıydı yürekler?
Aşkı ve sevgiyi sorgulamayı, sağlam temellere oturtmayı başka yazıların konusu olarak bir kenara ayırırsak, ilişkilerde yaşanan sorunların hep güç çatışmasından ve iletişim sorunlarından kaynaklandığı çıkar ortaya.
“Kırk kere söyledim, çoraplarını ortada bırakma diye. Aldırmıyor bile. Sanki kölesi var. Mecburum arkasından dağınıklığını toplamaya."
“Ne bu kapıdan girer girmez şikayet etmeler. Yok efendim geç gelmişim de, zaten hep böyle yaparmışım da. Yemek soğumuş da. Sanki keyfimden geciktim. Ne bu be? İnsanın eve hiç uğramayası geliyor."
“Sanki karşımda duvar var. Adam almış eline uzaktan kumandayı, zırt pırt kanal değiştiriyor. İnsan nezaketen kafasını çevirir de, yüzüme bakar. Nerdeee? Dinlemiyor ki, dinlese anlayacak, ama maçlar daha önemli onun için. Benim lafım mı olur takımının yanında?"
Bu tip şikayetler hangi ilişkide dile getirilmiyor, hangi insanın aklından geçmiyor ki?
Örneklerin ortak özelliği, dinlememe, dinlediğini söz ve eylemle göstermeme ve karşıdakini önemsediğini hissettirmeme temelleri üzerine kurulu.
Çorabı kirli sepetine atmak, suçlayıp yargılamadan önce dinlemek, özenli ve dikkatli davranmak hiçbir şey kaybettirmez ki bize.
Erkeklerin kadınlara yönelik baştan “mutlak" kabul ettikleri bir düşünceleri var. “Kadınlar vıdı vıdıcıdır.
Buna karşı kadınlar da erkeklerin yeterince zaman ayırmamasından" yakınır. En basit ve bencil halimizle düşünsek bile, şikayetlerimizi dile getireceğimiz zamanı doğru seçmek ve / veya ilişkimize zaman ayırmak, bizi de daha huzurlu ve sakin kılmaz mı?
Gelelim ikinci tip yakınmalara:
“Benim için önemli olanları göz ardı ediyor. Kırk kere söyledim, arkadaşlarımla arada bir baş başa çıkmak istiyorum, böylece rahatlıyorum diye, ama ne zaman arkadaşlarımla bir şey yapmaya kalksam sorun çıkıyor. Eve geliyorum, bir karış surat."
“O istediği zaman istediğini yapabilir, sıra bana gelince, dur bakalım. Ben de sıkıldım bu monotonluktan. Göz göze bile gelmiyoruz artık. Oysa güzel sözler duymak istiyorum, beni hala beğendiğini bilmek."
Bu yakınmalarda da bireysel farklılıklar ve ihtiyaçlar çıkıyor ön plana ve sanki erkekler daha “özgürlüğüne" düşkün, kadınlar da “güzel söz budalasıöymış gibi bir tutum takınılıyor.
Oysa, hem kadının hem de erkeğin birbirinden bağımsız ve kendine özgü zamana, faaliyetlere ve dostlara ihtiyacı var.
Evli ya da bir ilişki halinde olmak, yapışık ikizlikten farklı olduğuna göre, birbirimize ve kendimize, bu hakkı tanımak, rahatlatır ilişkiyi de, bireyleri de.
Güzel sözlere gelince.
Hangimiz istemeyiz ki?
Seviyor, saygı duyuyor, yaptıklarını takdir ediyorsak, dile getirmekten kaçınmanın anlamı ne?
Şımarır mı, kontrol diğerine mi geçer? Hadi canım siz de!
Akılla, duyarlılıkla, sevecenlik ve hoşgörüyle herkes için olası, mutlu ilişki. Dikkatinizi çekerim, aşk ve sevgi demedim. Aşksız ve sevgisiz olmayacağı zaten çok açık, ama yeterli değil ki huzuru ve mutluluğu yakalamaya. Olsaydı bunca hüznü yaşar mıydı yürekler?
Aşkı ve sevgiyi sorgulamayı, sağlam temellere oturtmayı başka yazıların konusu olarak bir kenara ayırırsak, ilişkilerde yaşanan sorunların hep güç çatışmasından ve iletişim sorunlarından kaynaklandığı çıkar ortaya.
“Kırk kere söyledim, çoraplarını ortada bırakma diye. Aldırmıyor bile. Sanki kölesi var. Mecburum arkasından dağınıklığını toplamaya."
“Ne bu kapıdan girer girmez şikayet etmeler. Yok efendim geç gelmişim de, zaten hep böyle yaparmışım da. Yemek soğumuş da. Sanki keyfimden geciktim. Ne bu be? İnsanın eve hiç uğramayası geliyor."
“Sanki karşımda duvar var. Adam almış eline uzaktan kumandayı, zırt pırt kanal değiştiriyor. İnsan nezaketen kafasını çevirir de, yüzüme bakar. Nerdeee? Dinlemiyor ki, dinlese anlayacak, ama maçlar daha önemli onun için. Benim lafım mı olur takımının yanında?"
Bu tip şikayetler hangi ilişkide dile getirilmiyor, hangi insanın aklından geçmiyor ki?
Örneklerin ortak özelliği, dinlememe, dinlediğini söz ve eylemle göstermeme ve karşıdakini önemsediğini hissettirmeme temelleri üzerine kurulu.
Çorabı kirli sepetine atmak, suçlayıp yargılamadan önce dinlemek, özenli ve dikkatli davranmak hiçbir şey kaybettirmez ki bize.
Erkeklerin kadınlara yönelik baştan “mutlak" kabul ettikleri bir düşünceleri var. “Kadınlar vıdı vıdıcıdır.
Buna karşı kadınlar da erkeklerin yeterince zaman ayırmamasından" yakınır. En basit ve bencil halimizle düşünsek bile, şikayetlerimizi dile getireceğimiz zamanı doğru seçmek ve / veya ilişkimize zaman ayırmak, bizi de daha huzurlu ve sakin kılmaz mı?
Gelelim ikinci tip yakınmalara:
“Benim için önemli olanları göz ardı ediyor. Kırk kere söyledim, arkadaşlarımla arada bir baş başa çıkmak istiyorum, böylece rahatlıyorum diye, ama ne zaman arkadaşlarımla bir şey yapmaya kalksam sorun çıkıyor. Eve geliyorum, bir karış surat."
“O istediği zaman istediğini yapabilir, sıra bana gelince, dur bakalım. Ben de sıkıldım bu monotonluktan. Göz göze bile gelmiyoruz artık. Oysa güzel sözler duymak istiyorum, beni hala beğendiğini bilmek."
Bu yakınmalarda da bireysel farklılıklar ve ihtiyaçlar çıkıyor ön plana ve sanki erkekler daha “özgürlüğüne" düşkün, kadınlar da “güzel söz budalasıöymış gibi bir tutum takınılıyor.
Oysa, hem kadının hem de erkeğin birbirinden bağımsız ve kendine özgü zamana, faaliyetlere ve dostlara ihtiyacı var.
Evli ya da bir ilişki halinde olmak, yapışık ikizlikten farklı olduğuna göre, birbirimize ve kendimize, bu hakkı tanımak, rahatlatır ilişkiyi de, bireyleri de.
Güzel sözlere gelince.
Hangimiz istemeyiz ki?
Seviyor, saygı duyuyor, yaptıklarını takdir ediyorsak, dile getirmekten kaçınmanın anlamı ne?
Şımarır mı, kontrol diğerine mi geçer? Hadi canım siz de!
Subscribe to:
Posts (Atom)